Gündem

Murat Emir: Türk Askerinin mübarek kanını Yemen Çöllerine dökmek için bu anlaşmayı oylayacaksınız

YENİ Parti Grup Başkanvekili Ankara Milletvekili Dr. Murat Emir, TBMM Genel Kurulu’ndaki Mekke Anlaşması görüşmeleri sırasında iktidar sıralarına seslendi:

“Sayın Hulusi Akar’ın önemli bir komutan ve iyi bir asker olduğunu bilirdik. Buna bir kez daha tanık olduk. Mekke Anlaşması’nın nasıl bir ihanet olduğunu fark etmiş, burada 20 dakika her şeyden bahsetti, bir tek Mekke Anlaşması’ndan bahsetmedi. Kenarından geçti. Kenarından geçti çünkü Mekke Anlaşması’nın tutulacak hiçbir yeri yok arkadaşlar. O da fark etmiş, teşekkür ederiz Sayın Akar. Bitmiş tükenmiş bir siyasi iktidar, ekonomisi dibe vurmuş, derin bir krizdeki ülkeyi yönetirken ve adaleti yerle bir olmuş, adaleti sopa gibi kullanır, demokrasisini katletmiş, kendi seçilmişlerine, kendi demokrasisine darbe yapmış, Anayasa’sını her defasında çiğneyen bir siyasi iktidar, hele de bir fon soygunuyla artık duvara iyice dayandığını, kaçacak yeri kalmadığını, bir yerlerden mutlaka para bulması gerektiğini fark edince işte bu anlaşma önümüze geldi. Derin bir meşruiyet krizleri var ve ancak ve ancak 86 milyondan alamadıkları, bu topraklarda bulamayacakları meşruiyeti Amerika’da arıyorlar, Trump’tan arıyorlar. İşte Trump’tan meşruiyet almak adına, Trump bunların sırtını sıvazlasın diye Mehmetçik’i Yemen çöllerine göndermek için bu anlaşmayı getirdiler. Bu anlaşmanın arka planı budur. Hiç kimse bize “Efendim, aktör oluyoruz. Efendim, oralardaki boşluğu biz dolduracağız. Efendim, Türkiye Yüzyılı…” palavralarını yutturamaz. Öyle bir şey yok. Ülkeler elbette ki büyüdükçe askeri kabiliyetlerini de artırırlar ve bunu da zaman zaman ihraç ederler. Biz de Türkiye’nin bu kabiliyetlerini ihraç etmesinden gurur duyarız. Ama burada yapılan başka bir şey. Siz Yemen’e, siz Arabistan lehine, siz İsrail lehine, siz Amerika’nın taşeronluğu adına Türk askerini yolluyorsunuz. Türk askerinin mübarek kanını çöllere dökmek üzere oylama yapacaksınız birazdan. Bunu kabul etmiyoruz! Adamlar her şeyi söylüyorlar, açık açık söylüyorlar. Açık açık diyorlar ki: “Bizim artık Orta Doğu’da işimiz yok.” Bir yük paylaşımı stratejileri var. “Artık bizim burada taşıdığımız yükü bizim kullanacağımız ülkeler taşısın.” diyorlar. Ve oradan hemen Türkiye Cumhuriyeti atlıyor, “Evet, biz varız.” diyor. Sıranın başında Türkiye Cumhuriyeti. Bakın, Mısır girecekti, Mısır girmedi. Mısır sizden akıllı çıktı.

TRUMP DİYOR Kİ ERDOĞAN NE İSTERSEM YAPAR

Efendim, biz orada olalım, olmayın diyen yok ki. Mesela Yunanistan Suudi Arabistan’a Patriot gönderiyor. Siz de gönderin, zaten yapıyorsunuz, yapılmalı da. Veya değerli arkadaşlar, mesela İngiltere Eurofighter gönderiyor Suudi Arabistan’a, Husilerle savaşsın diye. Siz de yapın varsa kabiliyetiniz. Ama oraya Mehmetçik’i göndermeyin! Elinizde sadece Mehmetçik var; dünyanın neresinde kriz olursa Mehmetçik’i gönderelim, el alem otursun, onların taşeronluğunu yapalım. Biz buna asla razı değiliz. Büyük bir vebal altındasınız. Büyük bir günaha gireceksiniz. Önümüzdeki yıllarda orada sıcak çatışmalara Türk askeri girdiği zaman her birinin vebali her birinizin boynunda olacak. Bunu bilerek oylarınızı kullanın. 17 Ağustos’ta Trump’a soruyorlar, “Mekke Anlaşması” diyorlar, “Nasıl buldunuz?” Diyor ki: “Mekke Anlaşması’ndan çok memnunum, ülkeler artık yükümüzü paylaşıyor.” İşte benim anlattıklarımı Trump söylemiş, bunları ben uydurmadım. Aynı şekilde 13 Ekim’de Trump’a diyorlar ki: “Türkleri sahaya sürecek misiniz?” “Türkleri sahaya sürecek misiniz?” arkadaşlar sorusuna Trump şöyle diyor: “Bunu yapabilirim, evet. Erdoğan’ın kendisinden ne istersem yapacağını düşünüyorum.” Siz düşünüyor musunuz? Siz düşünüyor musunuz arkadaşlar? Buna izin verecek misiniz? Trump isteyecek, Erdoğan kabul edecek, siz de parmak kaldıracaksınız. Biz buna milletimiz adına itiraz ediyoruz. Hem de ne Trump, hem de ne Trump! Bitmiş, tükenmiş topal ördek. En son NATO’da geldi; F-35’ler geliyordu, CAATSA yaptırımları kalkıyordu. Senato’da, Kongre’de güçlüyken bile bunları yapamadı, yapmadı. Şimdi bundan sonra nasıl yapacak? Trump ne zaman size bir kelime söylese Türkiye’de yerinizde duramıyorsunuz, havalanıyorsunuz, “Dünya lideri” diyorsunuz. Ama dünya lideri yapa yapa Mısır’ın yapmadığını, başka ülkelerin yapmadığını, neredeyse Suriye’nin yapmadığını, Irak’ın yapmadığını, Mısır’ın kaçtığını dünya lideri yapıyor. Çünkü arkadaşlar, kimse bu ölçüde kendi devletine ihanet etmiyor. Sadece ülkenize mi ihanet ediyorsunuz? Hayır. Filistin davasına da ihanet var burada. Şimdi meydanlarda, alanlarda “Ey Netanyahu!” Tamam, güzel. Filistin’e destek mitingleri, Gazze’ye gözyaşları… Tamam, güzel. Ama siz İsrail’in ayağının altındaki dikenleri temizleyen değil misiniz? Bakın, siz gözyaşı döker gibi göründünüz o katliamlar yapılırken, arkadan ticarete devam ettiniz. Çimento yolladınız, çelik tel yolladınız, petrol yolladınız, her türlü mühimmatı yolladınız. Önce reddettiniz, sonra kabul ettiniz, sonra konşimentoları değiştirip yokmuş gibi yapıp ticarete devam ettiniz. Ama şimdi yok etmek üzere asker ve teknik destek yollayacağınız Husiler var ya; Husiler Tel Aviv’e füze gönderen tek güçtü biliyor musunuz? Biliyorsunuz. İşte o nedenle yolluyorsunuz. Amacınız İsrail’i rahatlatmak. “Efendim, biz İsrail’e karşı pakt kurduk.” İsrail’e karşı pakt kurduysanız burada Irak niye yok, Suriye niye yok? En büyük düşmanları onlar. Çünkü siz aslında Türkiye’de sanki İsrail karşıtıymış gibi yapıyorsunuz ama tüm politikalarınız Netanyahu’nun politikaları. Çünkü Trump’la Netanyahu ortak çalışıyorlar, siz de bütün talimatları Trump’tan alıyorsunuz. Bu kadar basit. Sayın Namık Tan bahsetti; Erdoğan’ın Husilerle ilgili ve Yemen’le ilgili görüşlerinde büyük bir dalgalanma var. Bazen beğeniyor, bazen beğenmiyor. Bazen Suudi Arabistan’ın yanında, bazen Husilerin yanında. Neye göre şekilleniyor Erdoğan’ın duyguları ve düşünceleri? O günkü konjonktüre göre. Eğer o gün Suudi Arabistan’la hatları bağlamışsa, ticaret yapılıyorsa, oradan dolar gelme ihtimali varsa, oradaki Husilere karşı en ağır sözleri söylüyor 2015’te. Sonra Kaşıkçı davası meselesi çıkıyor, Suudi Arabistan’la sorunlar başlıyor; bu kez Husileri takdir ediyor, “Orada ilk bombayı kim attı bir bakın bakayım.” diyor, “Suudi Arabistan attı.” diyor. Ondan sonra dönüyor tekrar, yukarıdan talimat geldi; “Husileri oradan temizlemek lazım, oradaki Babülmendep’i açmak lazım, Kızıldeniz’den petrol sevkiyatını rahatlatmak lazım, İsrail’i, Amerika’yı rahatlatmak lazım…” O zaman işte tekrar eski dostunu keşfediyor; eski dostu Suudi Arabistan Kralı.

O BİLDİRİYİ DIŞİŞLERİ SİTESİNE KOYACAK KADAR CESARETİNİZ YOK

Dolayısıyla Erdoğan’ın duygularıyla, Erdoğan’ın günlük menfaatleriyle böylesine bir diplomatik söze girilemez. Öyle bir anlaşma ki değerli arkadaşlar, 10 yıl çıkış yasağı var. Ya sizin şurada bir yılınız kaldı, en fazla bir yılınız kaldı. Siz gidicisiniz! Siz böyle bir anlaşma yapamazsınız! Siz şimdi parmaklar kalkacak, inecek, “Bu anlaşmayı kabul ettik.” diyeceksiniz; Türkiye Cumhuriyeti kalan 9 yıl boyunca bu saçma sapan, bu ihanet seviyesindeki anlaşmadan çıkamayacak! Böyle bir anlaşma var mı? NATO böyle bir anlaşma mı arkadaşlar? Buna benzer bir anlaşma örneği var mı? Gelir söylersiniz. Sadece bu bile ne kadar ezik olduğunuzun, ne kadar mahcup olduğunuzun ve ne kadar Amerika’nın talimatlarından bir milim ayrılamayacağınızın açık göstergesi, sadece bu bile. Mahcubiyet o kadar büyük ki… 5 Ekim’de toplanıyorlar, bildiri yayınlıyorlar. Bildirinin tarafları Suudi Arabistan, aynı şekilde Pakistan ve Türkiye. Suudi Arabistan resmi internet sitesine o bildiriyi koyuyor. Pakistan koyuyor, çünkü onlar ciddi devletler —bakın kimle kıyasladığıma dikkat edin, Suudi Arabistan ve Pakistan— ama bizim devletimiz, Türkiye Cumhuriyeti, Sayın Hulusi Akar’ın dediği gibi Alparslan’dan beri bin yıldır devletiz değil mi Anadolu’da; ama o bildiriyi Dışişleri Bakanlığı sitesine koyacak kadar cesaretiniz yok! Koymamışsınız. İşte bildiri, elimizde! Elimizde olması lazım veya… Bulalım, evet, burada, bakın. Bakın burada. İngilizcesini koymuşsunuz ama Türkçesi yok. Diyorsunuz ki: “Sayın Bakanımız buraya katıldı.” Ve içeriğine baktığınızda, içeriğine baktığınızda niye Türkçesinin konmadığı da açıkça ortaya çıkıyor. Umarım bunlara cevap verirsiniz. 6’ncı paragrafta açıkça tarafların “provide the agreed military forces and capabilities and ensure their rapid deployment in the Kingdom” diyor. Bu şu demek: Gerektiğinde oraya askeri güç sevkiyatını derhal yapmak konusunda taahhüt altına girmişsiniz. “Askeri kuvvetlerin Krallığa hızla konuşlandırılması” diyorsunuz, Türkçesi bu. Bunu yazamadığınız için de Türkçesini yazmıyorsunuz. Ama bu anlaşmanın metninin bir yerinde de var ki; “Eğer” diyor, “tercümeyle ilgili bir sıkıntı çıkarsa İngilizce metin geçerlidir.” diyor. Yani buradan “Biz rahatız, merak etmeyin, biz şunlarla bunlarla görüştük, Türk askeri oraya gitmeyecek.” diyenlere buradan eğer kulak veriyorlarsa bir kez daha uyarmak isteriz: Gerçek metin buradadır, aradaki anlaşmalar buradadır ve Türkiye Cumhuriyeti maalesef oraya gerektiğinde askeri kuvvetler göndermeyi de kabul etmiştir. Bir mesele daha var; şimdi Ensarullah, yani Husilerin asıl organize oldukları güç. Amerika buna “terör örgütü” diyor. Yine Suudi Arabistan buna “terör örgütü” diyor. Biz henüz demiyoruz. Birleşmiş Milletler de Ensarullah’ı terör örgütü listesine almamış. Ve bu anlaşmanın metninde de okuyoruz ki terör örgütlerine karşı ortak mücadele ve ortak müdahale sözü de veriyoruz. Dolayısıyla siz eğer bir idari kararla bu siyasi iktidar arkadaşlar, eğer Ensarullah’a “Evet, bu terörist örgüttür.” derse, işte o zaman bu anlaşmanın gereği olarak yine Yemen çöllerine Türk askerini de, Türk askeri varlığını da derhal gönderme ve oradaki mücadeleye fiilen sokma yetkisi alıyorlar. “Bu yoktur, ikna olduk, öyle değil, böyle değil…” Bunların hepsi safsata. Neresinden baksanız dökülen, neresinden baksanız ihanet dolu, neresinden baksanız gitmekte olan ve Türkiye’nin kendileri yüzünden ağırlaşan sorunları altında ezilen bir siyasi iktidarın son çırpınışlarının ürünü olan bir anlaşma. Bize göre ihanet seviyesinde bir anlaşma. Ve bu anlaşmayı, ve bu anlaşmayı değerli arkadaşlar, Anayasa’yı hiçe sayarak 3 ay boyunca Meclis’e getirmediler. Bir sayfa var; o sayfanın içinde ne olduğu belli değil, içeriği belli değil, kapsamı belli değil, kimin hangi taahhütleri verdiği belli değil. Ve bunun üzerinden bakanlar toplantı yaptı, biraz önce benim bahsettiğim 5 Ekim Riyad Toplantısı yapıldı, bunun bildirgesi yayınlandı, buna göre taahhütlere girildi. Buna göre Genelkurmay Başkanları gitti, Dışişleri Bakanları geldi, Savunma Bakanları geldi. Övündüğünüz bu heyet İran’a gitti, orada görüşmeler yaptı. Aslına bakarsanız hepsinde Anayasa çiğnendi.

OYLARINIZLA HUSİLERLE SAVAŞACAK MIYIZ SAVAŞMAYACAK MIYIZ BUNA KARAR VERECEKSİNİZ

Bir defa, Fuat Oktay’ın benim ismimi de vererek üstenci -en kibar kelime bu- bir tutumla konuşmasını sıkışmışlığına ve çaresizliğine verdiğimi ifade etmeliyim. Biz burada anlaşmayla ilgili bir sürü tezi ortaya koyduk. Bunlarla ilgili somut, açık, tatmin edici hiçbir cevap verememiştir. Belki çok söylemeyebilirdik ama mesela NATO’dan Fransa’nın 16’ncı yılda çıktığını biliyor olması gereken konumda oturan bir kişidir kendisi. Montrö’yle kıyasladı, Montrö bir antlaşma, tabii ki Montrö’nün süresi çok daha uzun olacak. Burada bir “Birlikte birbirimizi savunalım.” anlaşması yapılıyor. Eğer biz birlikte birbirimizi savunmaya karar vermişsek o zaman o tehdidin tanımlanmış olması gerekir. “Hangi tehdide karşı biz bu anlaşmayı yapıyoruz?” sorusunun cevabı ne? Husiler. “Biz ona karşı değiliz, buna karşı değiliz.” Kime karşısınız, kime karşı kuruyorsunuz bunu? Açıkça ortada. Bakın, Somali’yle anlaşma yaptınız, hâlâ Meclise getirmediniz, 2 kere tezkere getirdiniz, 2 kere buradan tezkere götürdünüz. Elbette ki bu anlaşma geçerse bunun devamında da tekrar istişare edeceksiniz ama biz sizin zaten istişare kabiliyetinize güvenmiyoruz, siz istişare etmiyorsunuz, siz, Trump ne söylerse, İsrail’in çıkarları neredeyse onu buraya getiriyorsunuz, o nedenle size inanmıyoruz. O nedenle bu anlaşmanın, bunun yolunu açacağını söylüyoruz. Bu anlaşma Türkiye Cumhuriyeti’ni orada savaşan bir ülkeye destek olmak üzere angajmana soktuğu için savaşa ortak etmektir. Oylarınızla, Husilerle savaşacak mıyız savaşmayacak mıyız buna karar vereceksiniz.“

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu