DİSK Başkanlar Kurulu Sonuç Bildirgesi: Türkiye yoksul değil, bu düzen adaletsiz!

DİSK Başkanlar Kurulu 31 Ekim 2026 tarihinde DİSK Genel Merkezi’nde toplanarak, ülkemizde ve dünyada yaşanan gelişmeleri, Türkiye işçi sınıfının karşı karşıya bulunduğu sorunları ve önümüzdeki dönemin mücadele programını değerlendirmek üzere sonuç bildirgesi yayımlandı.
Bildirgede, “Dünyada kapitalizmin yarattığı ekonomik, siyasal ve toplumsal krizlerin derinleştiği; savaşların, eşitsizliklerin, yoksulluğun ve otoriter rejimlerin yaygınlaştığı tarihsel bir dönemden geçiyoruz. Dünyanın dört bir yanında işçi sınıfının uzun mücadelelerle kazandığı haklar hedef alınırken, sermayenin çıkarları için demokratik hak ve özgürlükler sınırlandırılıyor. Üretilen zenginlik giderek daha küçük bir azınlığın elinde toplanırken milyonlarca insan işsizlik, yoksulluk, güvencesizlik ve geleceksizlikle karşı karşıya bırakılıyor.
Ülkemizde ise ekonomik, siyasal ve toplumsal krizlerin iç içe geçtiği, birbirini derinleştirdiği olağanüstü bir dönem yaşanıyor. Türkiye işçi sınıfı, tarihinin en ağır bölüşüm krizlerinden biriyle karşı karşıya bulunuyor. Gelirdeki ve vergideki adaletsizliğin ulaştığı boyutlara, fon krizi ile etkisini arttıran ekonomideki yavaşlama ve işsizlik tehdidi ekleniyor. İşçiler, emekçiler ve emekliler açlık ve yoksullukla; gençler geleceksizlikle, kadınlar eşitsizlik ve şiddetle mücadele ederken bir avuç ayrıcalıklı kesimin serveti büyüyor; ama gözleri doymuyor.
Bölüşüm, demokrasi ve hukuk krizi
Bölüşümdeki adaletsizliğe giderek derinleşen bir demokrasi ve hukuk krizi eşlik ediyor. Özellikle Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçilmesinin ardından demokratik kurumlar ve denge-denetleme mekanizmaları büyük ölçüde etkisizleştirildi. Yasama organının işlevsizleşmesi, yargının siyasallaşması, halkın seçme ve seçilme hakkına yönelik müdahaleler, basın ve ifade özgürlüğüne yönelik baskılar, toplumu siyasal karar süreçlerinin dışına iten bir yönetim anlayışının parçaları haline geldi.
İktidar, uyguladığı politikalarla işçilerin, emekçilerin, emeklilerin ve toplumun geniş kesimlerinin yaşam koşullarını ağırlaştırırken, bu politikalara yönelik halkın itirazlarını dikkate almak yerine baskı ve zor yöntemlerine başvuruyor! Halkın sandıkta ortaya koyduğu iradeyi yok sayarak, siyasal muhalefeti yargı eliyle dizayn etmeye çalışarak, seçilmişleri görevlerinden uzaklaştırarak, gazetecileri tutuklayarak, televizyonları kapatarak kendi yönetememe krizini aşmaya çalışıyor. Ancak bütün bu antidemokratik uygulamalar ülkenin sorunlarını çözmüyor, aksine daha da derinleştiriyor.
Son dönemde yaşanan fon krizi, bu düzenin nasıl işlediğini bütün açıklığıyla bir kez daha gösterdi: Binlerce yıllık asgari ücret tutarını 3-4 ayda kazanan bir avuç ayrıcalıklı kesim birlikte kararlar alıyor, birbirini fonluyor, birbirini denetliyor; sonra halkın tepkisi karşısında birbirini suçluyor ama bu düzeni kuranlar ve bu düzenin başındakiler asla sorumlu olmuyor! Milyonlar geçim derdindeyken, nereden geldiği belli olmayan paralardan akla hayale sığmayacak kazançlar sağlamayı mümkün kılan bu adaletsiz düzenin mimarları artık bizlere anlatacak bir masal bile bulamıyor. Artık hiçbir şekilde ikna edemedikleri bir halkı tümüyle susturmak istiyorlar.
Yıllarca işçilerin sendikalaşmasını, toplu pazarlık ve grev haklarını özgürce kullanmasını engelleyerek bir asgari ücretliler ülkesi yaratanlar; bugün demokrasi adına elimizde ne kaldı ise yok ederek asgari koşullarda yaşamaya itiraz etmeyecek bir toplum yaratmaya çalışıyor.
Türkiye yoksul değil, bu düzen adaletsiz!
Her zaman söylediğimiz gibi Türkiye’nin sorunu kaynak yokluğu değil, kaynakların kimler için kullanıldığıdır. Dolayısıyla Türkiye’nin sorunu özünde ekonomik değil,-siyasal ve sınıfsaldır. Ülkemiz yoksul olduğu için değil; adaletin terazisi korkunç biçimde bozulduğu için işçiler, emekçiler, emekliler asgari yaşamaya mahkum edilmektedir.
Enflasyonla mücadele adı altında yıllardır uygulanan politikalar, ücretleri baskılamayı, emeği ucuzlatmayı, işçilerin ve emeklilerin gelirlerini azaltmayı esas alıyor. Ancak bu politikalar enflasyonu hedeflenen düzeye indirmediği gibi ekonomik büyümenin yavaşlamasına, üretimin daralmasına, işsizliğin ve güvencesizliğin artmasına yol açıyor.
Eylül 2026 itibarıyla geniş tanımlı işsiz sayısı 13 milyona yaklaşırken, resmi işsizlerin yüzde 84’ü işsizlik ödeneğinden yararlanamıyor. İşçilerin ücretlerinden kesilen primlerle oluşturulan ve 883 milyar lirayı aşan İşsizlik Sigortası Fonu, işsizlere güvence olmaktan çok işverenlere ve finansal sisteme kaynak haline getiriliyor. İşsizlik ve işsizlikte aç kalma korkusu ise çalışan işçilerin ücretlerini yükseltme ve haklarını savunma gücünü zayıflatıyor.
Bütçe yine sermayeye, yine faize!
2027 yılı bütçesi de iktidarın sınıfsal tercihlerinde herhangi bir değişiklik olmadığını gösteriyor. Bilindiği gibi bütçe, kamu kaynaklarının kimlerden toplandığını ve kimler için kullanıldığını gösteren siyasal bir belgedir. 2027 bütçesinde de faiz ödemelerine trilyonlarca lira, sermayeye çeşitli destekler ve teşvikler vardır; ancak işçilerin, emeklilerin, çocukların ve gençlerin insanca yaşam taleplerine karşılık yoktur.
Faiz ödemelerine yaklaşık 4 trilyon lira ayrılırken, eğitime, sağlığa, çocukların beslenmesine, kadınların bakım yükünü hafifletecek kamusal hizmetlere yeterli kaynak yine bulunamıyor. Milyonlarca emekli açlığa ve yoksulluğa mahkûm edilirken, sosyal güvenlik sistemine aktarılan kaynakların önemli bir bölümü işverenlerin prim yükünü azaltmak için kullanılıyor. Bir yanda emeklilere insanca yaşayabilecekleri aylıkları çok görenler, işverenlere bol keseden kaynak aktarıyor. Bir yanda çocukların, kadınların, gençlerin ihtiyaçları için kaynak bulunamazken, diğer yanda faiz ödemeleri bütçeden yine aslan payını alıyor. Kısacası bu bütçe, emeğin değil faizcilerin ve sermayenin bütçesidir.
Orta vadede daha fazla güvencesizlik tehdidi
Öte yandan iktidar, önümüzdeki dönemde çalışma yaşamını daha da güvencesizleştirecek düzenlemelerin hazırlığını yapmaktadır. Orta Vadeli Programlarda sürekli gündeme getirilen ve 2027-2029 programında da yer alan “güvenceli esneklik” politikaları, kazanılmış hakları geriletme ve güvencesiz çalışmayı yaygınlaştırma tehlikesi taşımaktadır.
Esnek ve güvencesiz çalışma yalnızca emeği ucuzlatmanın bir aracı değildir. Aynı zamanda işçi sınıfını parçalamanın, işçiler arasındaki dayanışmayı zayıflatmanın ve sendikal örgütlenmeyi engellemenin de aracıdır. Özel sektörde toplu iş sözleşmesi kapsamının son derece sınırlı olduğu, genç işçiler arasında sendikalaşmanın daha da düşük düzeylerde kaldığı ülkemizde bu politikalar, örgütsüzlüğü daha da derinleştirmeyi hedeflemektedir.
Kadınların işgücüne katılımı son derece düşük düzeylerdeyken, çalışan kadınlar erkeklerden daha düşük ücretlerle ve daha güvencesiz koşullarda çalışmaktayken, iktidar bu eşitsizlikleri gidermek yerine kadınlara evden, yarı zamanlı ve esnek çalışma biçimleri dayatan düzenlemeleri programına almıştır. İstanbul Sözleşmesi’ni yürürlükten kaldıran iktidar işyerinde şiddet ve tacize karşı ILO’nun 190 sayılı Sözleşmesi onaylamamakta, eve mahkum edilen kadınların ucuza çalıştırılacağı bir düzeni kurmaya çalışmaktadır.
Öte yandan yeni teknolojiler de esnek-güvencesiz çalışma modellerini yaygınlaştırmak için kullanılmak istenmektedir. Teknolojik gelişmelerin ve dijitalleşmenin işçilerin daha kısa sürelerle, daha iyi koşullarda çalışmasını sağlaması gerekirken, bu olanaklarla emeği ucuzlatmak ve güvencesizliği yaygınlaştırmak üzerine planlar yapılmaktadır.
Bir ömür adaletsizlik!
Bu adaletsiz bölüşüm düzeninin sonuçları artık toplumun bütün kesimlerinin gündelik yaşamında hissedilmektedir. Birden fazla işte çalışmasına rağmen geçinemeyen işçiler, çalışmak zorunda bırakılan emekliler ve çocuklar, geleceklerini bu ülkede kurabileceklerine dair umutlarını yitiren gençler, yaşamın her alanında eşitsizlik ve şiddetle karşı karşıya kalan kadınlar aynı düzenin mağdurlarıdır.
Yıllarca çalışıp, üretip, sosyal güvenlik sistemine prim ödemişken bütçeye bir yük olarak değerlendirilen emeklilere asgari ücret dahi çok görülmektedir. Emeklilerin milli gelirden pay almasını engelleyen düzenlemeleri yapanlar, aylık bağlama katsayılarını düşürülenler, bugün seyyanen müjdelerle, bayram harçlıklarıyla emeklilerin onuruyla da oynanmaya kalkmaktadır. Aynı süre çalışan, aynı primi ödeyenlerin farklı aylıklar alması gibi garipliklerle; bir gün geç işe girdiği için 17 yıl geç emekli olma gibi eşitsizliklerle; staj ve çıraklığı çalışmadan saymamak gibi haksızlıklarla emeklilik sistemimiz tümüyle adaletsizlik üretmektedir.
Çocuk işçiliğinin yaygınlaşmasının temelinde de ücretlerin baskılanması ve ailelerin yoksullaştırılması bulunmaktadır. Her üç çocuktan birinin yoksulluk içinde yaşadığı ülkemizde, MESEM adı altında çocuklar ucuz ve güvencesiz işgücüne dönüştürülmektedir. Çocukların okulda olması gereken yaşlarda çalışmak zorunda bırakılması, iş cinayetlerinde yaşamlarını yitirmesi, yalnızca çalışma yaşamının değil, ülkemizin geleceğinin de ağır bir sorunudur.
Adaletsizlikler çocukluktan çalışma hayatına, eğitim sisteminden emekliliğe tüm ömrümüzü esir almıştır.
İşçi sınıfının ortak gündemi
Kısacası bu adaletsiz düzen işçilere düşük ücret, emeklilere yoksulluk, kadınlara eşitsizlik, gençlere geleceksizlik, çocuklara ise çalışmak zorunda bırakıldıkları bir yaşam, tüm halka güvencesizlik dayatıyor. İş cinayetleri, kadın cinayetleri, okul baskınları, kentlerin merkezlerindeki mafya hesaplaşmaları ile bu ülkede hiç kimse kendini güvende hissetmiyor.
Son aylarda ülkeyi yönetenlerin akıllarda kalan tek vaadi olan barışa dair de atılması gereken somut adımlar atılmıyor, aksine ülkemizi Ortadoğu’da tehlikeli savaşların içine sürükleyebilecek gelişmeler endişe yaratıyor. Biz bu ülkenin yurttaşları, bu ülkenin hiçbir evladının, emperyalistlerin, Siyonistlerin ve bölgenin gerici rejimlerinin hesaplaşmaları için burnunun bile kanamasına razı gelmeyecek iken, TBMM gündemine tehlikeli askeri anlaşmalar geliyor.
Dünyanın dört bir yanında işçi sınıfı benzer sorunlarla mücadele ediyor. Savaş politikaları tüm dünyada egemen hale gelirken; kapitalist düzenin yarattığı eşitsizlikler, güvencesizlik ve geleceksizlik, ırkçı-ayrımcı siyasi akımların ve otoriter rejimlerin yükselişine zemin hazırlarken; uluslararası sendikal hareket de yeni mücadele yolları aramaktadır. “Nitelikli ve güvenceli işler”, “insanca yaşanacak ücretler”, “sosyal güvenliğin ve kamusal hizmetlerin güçlendirilmesi”, “vergi adaleti”, “sendikal haklar”, “savaş ve sermaye için değil halk için bütçe” işçilerin ortak talepleri haline gelmektedir.
Öte yandan iklim kriziyle mücadele ve üretimde yaşanacak dönüşüm de işçi sınıfının geleceği açısından büyük önem taşımaktadır. Önümüzdeki günlerde Antalya’da gerçekleştirilecek COP31 sürecinde uluslararası sendikal harekete paralel olarak DİSK, iklim krizinin bedelinin işçilere ödetilmesine karşı adil geçişi, iş ve gelir güvencesini, sendikal hakları ve kamuculuğu savunacaktır.
Gücümüz birliğimizden gelir!
Karşı karşıya bulunduğumuz sorunların büyüklüğü, sorumluluklarımızın büyüklüğünü göstermektedir. Bu ülkenin bütün zenginliklerini yaratan milyonlar, ülkenin geleceğini de değiştirebilecek güçtedir.
Bu gücü büyütmek, toplumsal mücadeleleri ortaklaştırmak, umudu ve dayanışmayı çoğaltmak DİSK’in tarihsel sorumluluğudur. Ülkemizin içine sürüklendiği karanlık tablo kaderimiz değildir. Hepimizin insanca yaşayacağı, geleceğe umutla bakabileceği adaletli bir düzen mümkündür. DİSK’in önümüzdeki dönemdeki tarihsel sorumluluğu, işçi sınıfının örgütlü gücünü geliştirmek, toplumsal mücadeleler arasındaki dayanışmayı güçlendirmek, yeni mücadele yollarını ortak akılla açmak ve ülkemizin geleceğine dair umudu büyütmektir.
Önümüzdeki dönemin temel sorumluluğu, bu adaletsiz düzene karşı susmayı reddetmek kadar, bu düzeni değiştirebilecek toplumsal gücü geliştirip yönlendirmektir. Bu amaç için sendikasız milyonlara ulaşmak, genç işçilerin, kadınların, güvencesiz çalışanların, işsizlerin, emeklilerin, emeklilikte adalet bekleyenlerin taleplerini ortaklaştırmak, işçi sınıfının bütün kesimlerini birleştirecek mücadele yöntemlerini geliştirmek zorunludur.
Bu anlayışla sürdürdüğümüz “Gelirde, Vergide, Ülkede Adalet İçin Emekçi Buluşmaları”, yalnızca ekonomik taleplerimizi dile getirdiğimiz bir eylem programı değil, ülkemizde biriken toplumsal itirazları ve adalet talebini işçi sınıfının örgütlü gücüyle buluşturma çabamızın önemli bir parçasıdır.
DİSK’in tarihi, işçi sınıfının en zor koşullarda bile örgütlü gücüyle yeni yollar açabildiğinin, haklarını kazanabildiğinin ve ülkenin geleceğinde söz sahibi olabildiğinin tarihidir Önümüzdeki dönem, DİSK’in kuruluşunun 60’ncı yılında ve 1 Mayıs 1977 katliamının 50’inci yılında her türlü zorlu koşullarda tarihsel mücadele birikimimizi yeni kuşaklarla buluşturacağımız, örgütlenme seferberliğimizi güçlendireceğimiz, yeni mücadele yollarını geliştireceğimiz bir dönem olacaktır.
DİSK Başkanlar Kurulu, gelirde, vergide ve ülkede adalet mücadelesini büyütme; emeğin haklarını, demokrasiyi, barışı ve özgürlükleri savunma; işçi sınıfının örgütlü gücüyle ülkemizin geleceğini değiştirme kararlılığını bir kez daha vurgulamaktadır.
Bu tespitlerden hareketle Başkanlar Kurulumuz aşağıdaki konularda görüş birliğine varmıştır:
- Ülkemizde yaşanan bütün bu sorunlar, emek, demokrasi, adalet ve barış mücadelesinin birbirinden ayrılamayacağını bir kez daha göstermektedir. DİSK önümüzdeki dönem üyesi olsun olmasın işçi sınıfının geniş kesimleri başta olmak üzere toplumun tüm kesimlerinin sesini, soluğunu, itirazını ve mücadelesini birleştirerek güçlendirmek adına çabalarını sürdürecektir. Yaklaşık üç yıldır “Gelirde, Vergide, Ülkede Adalet” ekseninde sürdürdüğümüz mücadelenin birikimini daha geniş kesimlere ulaştırmak, ortak taleplerimizi daha güçlü bir toplumsal mücadeleye dönüştürmek temel hedeflerimizdendir.
- 2027 yılı bütçesinin belirlenmesi, asgari ücretin tespiti ve Orta Vadeli Program kapsamında gündeme getirilen esnek ve güvencesiz çalışma düzenlemeleri başta olmak üzere, emeğin temel mücadele gündemlerinde ortak ve etkili bir eylem sürecinin örgütlenmesi için çalışmalar yoğunlaştırılacaktır. Bu süreçte işçi sınıfının örgütlü ve örgütsüz bütün kesimlerinin mücadeleye katılımını sağlamak hedefiyle, başta diğer emek ve meslek örgütleri olmak üzere tüm emek ve demokrasi güçleriyle mümkün olan en geniş ortaklığı oluşturmak esas alınacaktır.
- Önümüzdeki dönemde sendikasız milyonlara ulaşmak, özellikle genç işçileri, kadınları ve güvencesiz çalışanları DİSK çatısı altında örgütlemek, işsizlerin ve emeklilerin taleplerini işçi sınıfının ortak mücadelesinin parçası haline getirmek için sendikalarımızın, kurullarımızın, temsilcilerimizin ve üyelerimizin ortak aklını harekete geçirerek, işyerlerinden ve mücadele alanlarından gelen deneyimleri birleştirmek için her türlü çaba gösterilecektir.
- Emeklilerin onurlu yaşam mücadelesi bütün işçi sınıfının mücadelesidir. Emeklilik sisteminde kalıcı adaletin sağlanması için emeklilerin millî gelirden aldıkları payın artırılması, aylık bağlama oranlarının yükseltilmesi, intibak düzenlemesinin yapılması, emeklilik koşullarındaki eşitsizliklerin giderilmesi, kademeli geçişin sağlanması ve staj ve çıraklık mağduriyetlerinin çözülmesi gerekmektedir. DİSK, emeklilere insanca yaşam ve emeklilikte adalet taleplerini temel mücadele gündemlerinden biri olarak ele alacak; başta Dev Emekli-Sen olmak üzere bütün sendikalarıyla bu mücadeleyi büyütecektir.
- 2027 yılında DİSK’in kuruluşunun 60’ıncı, 1 Mayıs 1977 katliamının 50’nci yılında, bu tarihsel dönüm noktaları yalnızca anma günü olarak değil, aynı zamanda DİSK’in birikimini yeni kuşaklarla buluşturarak bugünün ve geleceğin birlikte kurulması hedefiyle örgütlenecektir.
- Dünyanın dört bir yanında işçi sınıfının haklarına yönelik saldırılar karşısında uluslararası sendikal dayanışmanın güçlendirilmesi önümüzdeki dönemin temel görevleri arasındadır. DİSK, savaşlara, eşitsizliklere, güvencesizliğe, otoriterliğe ve sendikal hak ihlallerine karşı uluslararası sendikal hareketle ortak mücadeleyi geliştirmek, işçi sınıfının enternasyonal dayanışmasını büyütmek için çalışmalarını sürdürecektir.
- İklim krizi ve yeni teknolojilerle üretimde yaşanan dönüşüm karşısında işçilerin haklarının korunması, istihdam ve gelir güvencesinin sağlanması ve adil geçiş politikalarının hayata geçirilmesi işçi sınıfının ortak mücadele gündemidir. DİSK, Antalya’da düzenlenecek COP31 kapsamında “Adil Geçişe İlişkin Sosyal Politika Talepleri” başlıklı belgesini kamuoyuna açıklayacak; iklim krizinin ve dönüşümün bedelinin işçi sınıfına ödetilmesine karşı ulusal ve uluslararası düzeyde mücadelesini aralıksız sürdürecektir.
- DİSK üyesi kadınlar, uzun yıllardır sürdürdükleri eşitlik, hak ve özgürlük mücadelesini büyütmek, kadın işçilerin sendikalarda daha fazla örgütlenmesini ve söz ve karar sahibi olmasını sağlamak, kadın hareketiyle emek hareketi arasındaki dayanışmayı güçlendirmek üzere çalışmalarını yoğunlaştıracaktır. Bu doğrultuda DİSK Bölge Kadın Temsilciler Kurulları, kasım ve aralık aylarında 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü ve ILO’nun 190 sayılı Şiddet ve Taciz Sözleşmesi’nin onaylanması gündemleriyle toplanacaktır.” belirtildi.












