Yazarlar

Zülfü Livaneli’nin Portresi (1)

Mustafa SOLAK yazdı...

Gazete Duvar’la röportaj yapan Zülfü Livaneli milliyetçiliğe düşman, bölücülerle, kimlik siyaseti yapanlarla kol kola olan, devlet karşıtlığı üzerinden üniter devlet karşıtlığına varan bir portre olarak karşımızda beliriyor.

Türk milliyetçiliğini, ırkçı bir anlamda kullanıyor. Bunu “Ecevit, Baykal gibi insanlar sol filan değil, soldan hoşlanmayan, tipik Türk milliyetçileridir” diyerek gösteriyor. Yani “tipik Türk milliyetçileri soldan hoşlanmaz” demeye getirerek Türk milliyetçiliğini, sol düşmanı, ırkçı gösteriyor. Dahası sola, “Türk milliyetçisi olmayın”, kısaca “milliyetçi olmayın” diyor. “Atatürk milliyetçiliği, Türk milliyetçiliğinden farklı” diyecekler için Atatürk’ün “Türk milliyetçisiyiz” sözünü hatırlatayım.

“Türk milliyetçiyiz”

Atatürk 26 Nisan 1926’da Türk Ocakları Kurultayı’nda şöyle konuşmuştur:

“Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz ve Türk milliyetçisiyiz. Cumhuriyetimizin dayanağı Türk camiasıdır. Bu camianın fertleri ne kadar Türk kültürüyle dolu olursa o camiaya dayanan Cumhuriyet de o kadar kuvvetli olur.”

Atatürk’ü katliamcı bulurken Atatürkçülere gül dalı atmayı ihmal etmiyor

Livaneli şu sözleriyle Atatürk’ü katliamcı olarak gösteriyor:

“Müdafa-i Hukuk Cemiyeti’nden gelen, kadro olarak İttihat Terakki’yi dışlayan, Doktor Nâzım’ı, Cavit Bey’i ve diğer İttihatçıları idam ederek cezalandıran ama o kadronun bir kısmını içinde taşıyan bir devlet kurucu parti olarak CHP, ileriki tarihlerde sol bir parti gibi görünmeye çalıştı.”

Sanırsınız karşımızda tarihçi konuşuyor! İttihat ve Terakki anlayışının neden dışlandığını, idam edildiklerini bilmiyor bile. Tarihi yeterince bilmeyenler, kimi eski İttihat ve Terakkicinin Atatürk’e suikast düzenledikleri için değil de durduk yere asıldıklarını düşünür. Görüyor musunuz Atatürk nasıl da katliamcıya dönüşüyor. Livaneli, Atatürk dönemi CHP’sini de sol görmüyor.

Ecevit, Baykal, Erdal İnönü gibi kişiler için “bunlar, Türkiye’de 30’lar devletinin devamlılığını arzulayan ve bununla görevli olan, devletle halk karşı karşıya geldiğinde devletin yanında duran, bu nedenle de hep korumaya alınmış insanlar” diyor. Livaneli 1930’lar devletinde yaşasa kim haklı diye düşünmez, devletle halk karşı karşıya geldiğinde, halkın yanında olurdu anlaşılan. 1930’larda Menemen, Ağrı, Dersim gibi isyanların nedenlerini, haklılığını sorgulamaksızın, sırf halk katılımı var diye devlet, dolayısıyla Atatürk karşıtı olurdu.

Aslında Livaneli’nin zamana, olaya bağlı olmayan, yani soyut devlet karşıtlığı, onun devrim karşıtı olduğunu gösteriyor. Çünkü Livaneli, devrimin kendi koruma, pekiştirme gayretinin karşısında. Deniz Baykal’ı eleştirirken kullandığı “Tipik bir Sünni, sağcı, Ankara politikacısıdır” sözündeki Ankara, devleti simgeliyor. Demek ki devlet kötülüklerin sorumlusu. Fakat kendisi 1990’larda CHP’ye genel başkan olarak iktidara gelmek yani Ankara’yı yönetmek istiyordu.

Sormazlar mı bu ne perhiz bu ne lahana turşusu diye!

Atatürk’ü katliamcı göstermekten çekinmeyen Livaneli, Osmanlı’dan beri gericilikle aydınlanmacılık arasında mücadele olduğunu, bu mücadele yüzünden “Kurtuluş Savaşı sonrası Mustafa Kemal için ‘Bir deccal geldi ve ülkeyi elimizden aldı’ dedi bunlar” diyerek de Atatürkçüleri kazanmaktan geri durmuyor.

Milliyetçi olmadığı belli de solcu mu?

Geçmişe değil bugüne bakarım ama geçmişteki yanlışının özeleştirisini vermeyen kişi, bugün de geçmişini savunuyor demektir. Başkalarına ilericilik, çağdaşlık, solculuk öğreten Livaneli geçmişte Said Nursi’yi övüyordu. Livaneli’nin 25 Mart 1995 tarihli Zaman Gazetesi’nde yayımlanan, Atatürk ve cumhuriyet düşmanı Said Nursi hakkındaki fikirleri şöyle:

“Said Nursi çok zeki ve insanı etkileyen biri. Büyük bir bunalıma girmiş insanlığa yardım etmek için, Risale- i Nur Külliyatı’nı yazmış. Bu külliyattan ben de okudum.

Risale-i Nur’da Said Nursi’nin çok ilginç ve ateşli bir üslubu var. Said Nursi’nin bambaşka bir Türkçe anlayışı var. Farklı bir edebiyat tadı taşıyor.  Risale-i Nur’un üslubu öylesine kuvvetli ve hırslı ki insanı ister istemez etkiliyor.

Said Nursi ilginç biri. Tarihin hangi döneminde yaşamış olursa olsun filozoflarla polemiğe giriyor, aynı konuları irdeliyor. Balzac’ın öğretmenine sorduğu soruya cevap veriyor.

Camus ile Kierkegaard ile tartışmaya giriyor ve doğrusu çok mantıklı cevaplar veriyor. Varoluşçu felsefenin temel sorusu olan kader gibi zor bir konuda verdiği cevaplar beni çok ilgilendiriyor.
Yani insanın kaderinin, davranışına bağlı olması fakat bunu Allah’ın daha önceden bilmesi…

Said Nursi farklı biri.”

Bugüne kadar bu sözlerinden pişmanlığını belirtmediğine göre hala savunuyor, demektir. Said Nursi’yi filozof olarak göre biri ilerici, çağdaş, sol olabilir mi!

Bölücülerle kol kola “solculuk”

Gazeteci, CHP, HDP gibi partilerin yanı sıra 70’i aşkın kurumun katıldığı ve Livaneli’nin de çağrıcısı olduğu Demokrasi Konferansı’nı hatırlatarak “bu konferans demokrasi güçlerinin orta veya uzun vadeli birlikteliğine vesile olabilir mi?” sorusunu yöneltiyor. Livaneli soruya şöyle yanıtlıyor:

“Türkiye’nin yaralarını sarabilmesi için bir araya gelmek olmazsa olmazdır. Başımıza ne geldiyse, muhalefet cephesi bir araya gelemediği için geldi.”

Livaneli anadilde eğitim (dikkatinizi çekerim anadilin öğrenilmesi değil) hakkını, özerkliği savunan, “sırtımızı PKK’ya yaslıyoruz” diyen HDP ve benzeri kuruluşları da “muhalefet cephesine dahil ediyor. Onun gözünde HDP, “Türkiye’nin yaralanmasına neden olmuyor, aksine “Türkiye’nin yaralarını sarabilmesi için” katkı sunan bir parti oluyor. “PKK’nın tükürüğünde boğulacaksınız”, “biz daha Apo’nun heykelini dikeceğiz” diyen HDP’liler için Livaneli, “HDP’nin sağduyulu siyasetinden bahsediyor.

Milletler çağında etnik siyaset solculuk olabilir mi!

Devamı: “Zülfü Livaneli’nin Portresi (2)”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu