Yazarlar

Küresel Aklın Kuşak ve Yol kıskacında Kanal-İstanbul (1)

Vedat Ufuk Tüccar - vedatt@turkiyesosyaldemokrat.com

2011 yılında dönemin başbakanı Erdoğan tarafından “Çılgın Proje” olarak açıklanan Kanal İstanbul tartışmaları sürmektedir. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’na “Ya Kanal Ya İstanbul” afişleri sonucu inceleme başlatılmıştı. Hükümet tarafından devlet projesi olarak açıklanmıştı. AKP’ye yakın SETA, Kanal İstanbul’u geniş bir vizyonun ürünü devlet projesi olarak değerlendirmişti (!)

Bir projeye iyi ya da kötü demek için ortak akıl ve bilimsel yaklaşımla değerlendirmek gerekir. Partici yaklaşımla değil ! İBB’nin bilimsel “Kanal İstanbul Çalıştay” raporu gelecek adına çok önemlidir…

21. yüzyıl dünyasında ekonomik ve teknolojik açıdan büyük dönüşümler yaşanmaktadır. Küresel aklın “Bir Kuşak Bir Yol Projesini” değerlendirirken… Kanal İstanbul‘dan bağımsız düşünemeyiz.

Yazının birinci bölümünde “Kanal İstanbul” hakkındaki iddialar ve gerçeklere… İkinci bölümünde yazının başlığına, ana konuya değinilmiştir.

***

AKP’nin projeyi savunmasının en güçlü savı; İstanbul Boğazındaki gemi trafiğini ve kazaları azaltmak, Kanal İstanbul’dan günde 150-160 geminin geçmesini ve gemilerden yılda 6-8 milyar dolar gelir sağlamak… Bu savlar ne kadar gerçeği yansıtmaktadır…

1990’lı yıllardan beri yapılan düzenlemeler kaza riskini düşürmüştür. İBB Çalıştay raporuna göre de Boğazda gerçekleşen gemi kazaları günümüzde azalmaktadır. Kanal İstanbul’da kaza olmayacağının garantisi var mı? AKP’nin hazırlattığı Kanal İstanbul raporu, Fransız danışmanlık şirketi Artelia’nın Kanal İstanbul Projesi İşletme Risk Değerlendirme Raporu’na göre Kanal’daki kaza riski, İstanbul Boğazı’ndan daha yüksek…

Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü verilerine göre İstanbul boğazından yıllara göre geçen gemi sayıları;

gemi geçiş veriler(2020) 3. çeyrek verilerine göre 31.106

Projenin açıklanmasından bu yana İstanbul boğazından geçen gemi sayısı görüldüğü gibi bırakın artmayı aksine düşmektedir. 2011 yılından bu yana yıllara göre İstanbul boğazından günlük ortalama 110-120 arası gemi geçmektedir. Tüm boğaz trafiği kapatılsa Kanal İstanbul’a yönlendirilse geçen gemi sayısı 150 değil. Uluslararası anlaşmalara göre boğazlardan geçişin tümden kapatılması mümkün gözükmüyor. Türkiye’nin savaş ve kendisini savaş tehlikesi altında hissederse geçişleri kapatma hakkı var…

Projeye karşı çıkanları vizyonsuz gören “Ismarlama inovasyon vizyonerler” ekonomik kazanç boyutunu “Bir Kuşak Bir Yol Projesi” üzerinden değerlendirmektedirler… Hükümet ise bir kuşak bir yol projesi ekseninde 70 bin gemi geçiş talebi olacağını, İstanbul boğazının bu kadar geçişi karşılamasının mümkün olmadığını, projeden de yılda, 1 milyar ABD doları gelir beklediklerini ifade ettiler… Maliyet-Kazanç hesabı tartışmalıdır… E. Deniz Kurmay Albay Ahmet Çınaryılmaz “Gelecek 10 yılda Kanal İstanbul’a ihtiyaç var mı?” tekzip yazısında iddialara istatistiki bilgiler vermişti…

6-8 milyar dolar gelir elde etmek için gemileri Kanal İstanbul’a yönlendirip, yüksek tutarlar istemek gerekiyor. Kanalı kullanan gemilerden 5,5 dolar alınıp iyi kazanç sağlanacağı söyleniyor. Şöyle ki 100 bin tonluk bir gemi 90 bin dolara geçiş yaparken Kanal İstanbul’u kullandığında 550 bin dolar ödeyecek… İstanbul Boğazını kullanmak varken gemilerin yüksek tutarlar ödeyip Kanal İstanbul’u kullanmak isterler mi? Montrö Boğazlar Sözleşmesine göre, İstanbul ve Çanakkale Boğazları serbest su yollarıdır. İstanbul Boğazından geçecek gemileri Kanal İstanbul’dan geçmeye zorlanamaz. Kaldı ki diğer kanallar gibi mesafeyi kısaltmamaktadır… İstanbul Boğazı’nı yaklaşık 1 saat 40 dakikada geçerken, kanalı 2 saat 30 dakikada geçecektir…

Montrö Sözleşmesi’ne göre, Boğazlardan geçecek gemilerden Türkiye sıhhi kontrol, fener ve tahliye hizmetleri için ton başına vergi ve harç almaktadır. 1983 yılında 1 gram altın karşılığı 2.78 dolar üzerinden hesaplanarak sabitlenen geçiş nedeniyle bugüne kadar Türkiye, milyarlarca dolar kaybetti. Soru şu… Montrö Anlaşmasına göre belirlenen hakkımızı tam ve eksiksiz olarak niye alamıyoruz… İktidarda olan hükümetler, dolar ve altın kurlarının sürekli artmasına rağmen boğazlardan geçiş ücretini niye güncellemediler? Çalıştay raporunda belirtildiği gibi… Montrö Sözleşmesi’nin Türkiye’ye verdiği Altın Frank hakkımızı kullanarak geçiş ücretlerini artırarak hem boğazlardaki geçiş trafiğini azaltmak hem de gelirimizi artırmak için daha kolay bir yöntemdir.

Montrö Sözleşmesi’nin değiştirilmesini kim, neden istemektedir?

Kanal İstanbul projesinin önemini anlatanların… yetersiz gördükleri Montrö Sözleşmesi’nin değiştirilmesini savunmaktadırlar… Konun uzmanları sözleşmenin değiştirilmesi durumunda Kanal İstanbul projesi üzerinden ABD’nin NATO gücü ile Karadeniz’i kontrol etmesini ve Rusya’yı çevrelemesini kolaylaşacağını söylemektedirler… Ülke güvenliği adına ciddi riskler taşımaktadır

Kanal İstanbul’un ÇED raporu, TMMOB tarafından incelendi. Tutarsızlıklar bulunduğunu sadece ekonomik anlamda değil, ekolojiye daha zarar vereceğini ve bunların hiçbirinin analizinin raporda yer almadığını belirtiyor. Uzman olmayan ekip tarafından hazırlanan çed raporu, konunun uzmanı kişilerce çevresel, jeolojik ve bölgesel güvenlik açısından eleştirilmektedir…

Prof. Dr. Cemal Saydam “Kanal Yapılırsa Marmara Denizi ölür.” diyor… “Balığı unutun, artık balık malık olmaz.” diyor… İstanbul Kanalı’nın yolunu açacak, “İstanbul ÇED raporu” için “Hilkat garibesi. Bu rapor deniz bilimi açısından bir felaket. Rapor hazırlanırken bir tane deniz bilimciden görüş alınmamış.” diyor… Unutmayalım ki insanlığın neden olduğu en büyük çevre ihaneti, mühendislik hatası… Aral Gölü’nün kuruma gerçeği ortadadır.

Prof. Dr. Doğanay Tolunay, projenin yaratacağı en önemli sorunun “susuzluk” olduğunu dile getirdi… BM yayınladığı raporda su sıkıntıları 2050 yılında tarihin en yüksek düzeyine çıkacak olması birde üstüne su savaşları iddiaları düşünüldüğünde durum hiç iç açıcı gözükmemektedir. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun “Kanal İstanbul, siyaset üstü bir mesele, milli bir meseledir.” ifadesi İleride yaşanacak ciddi su sorununa karşı bile dikkate alınmalıdır…

İstanbul’un deprem gerçeği var. Tehlikeli sonuçları bilinmektedir... Konunun uzmanları acil tedbirlerin arttırılması gerektiğini söylüyorlar… Çevresel boyutu deniz, orman, su… ekolojisi geri dönüşü mümkün olmayan zararlar göreceğidir. Rant projesi görülen Kanal İstanbul’un… Ekolojik ve demografik dengeyi bozacak olması Türkiye’ye ne KATAR

Görüldüğü gibi projeyi nerden tutarsanız tutun elinizde kalıyor… 

SETA…  31 Mart 2019 yerel seçimlerin ardından Türkiye’de siyasetin yönünün büyükşehirlerin yönetimi üzerinden belirleneceğini söylüyordu… AKP İstanbulu alsaydı yeni yönetim modeli nasıl olurdu? BKBY projesi ile Kanal İstanbul’u beraber düşünüce aklımıza “Şehir devlet” modeli geliyor. İstanbul ve Türkiye’yi uçuracak Türk tipi şehir devlet modeli (!)

Hatırlanacağı üzere Partili CHS referandum öncesi… Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Şükrü Karatepe “Başkanlık sisteminde şehir yönetimi” başlıklı makalesinde şehir devlet modelini dile getirmişti… Şehir yönetiminin başkanlık sistemine uyumlu hale getirilmesi gerektiğini, eyalet ve özerk bölgelere sahip Çin’i örnek göstermişti. Şehir yönetimlerinin tamamına “tek başlılık” getirilmesi gerektiğini de söyleyen Karatepe “Şehir Devlet” modelini anlatmıştı. Karatepe’ye o dönem Bahçeli sert tepki vermişti… İlginç olan 31 Mart seçimlerinden sonra “Sadece büyükşehir belediye başkanını seçelim” diyen Bahçeli’nin, Karatepe ile aynı düşünmesiydi…

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun iki kez başkan seçilmesi AKP’nin planlarını şimdilik bozmuş gibi…

Anayasamızın değiştirilemez maddelerinden 3. Madde. Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Federalizm isteyen partiler için koruyucudur. Ayrıca siyasi partiler kanunu’nun 80. Maddesince federalizm istemek yasaktır. Bir partinin federalizmi savunması kapatılması için gerekçedir. AKP referandumda 123, 124, 127’nci maddedeki yaptığı değişiklikle özerk bölgeler, eyaletler kurma yetkisini uygun hale getirmişti. 6360 sayılı Büyük Şehir Kanunu ile Avrupa Yerel Yönetim Özerklik Şartı Sözleşmesi’ni süreç ile birlikte değerlendirebiliriz. Şehir devletleri oluşursa bu sürecin sonunda “halkların kendi kaderini belirleme-Self Determinasyon” hakkını kullanma ve plebisit yapılma süreci oluşabilir… AKP’nin yıllardan beri tek başına anayasa yapmak istemesinin arkasında değiştirilemez maddeleri değiştirme isteğidir.

Yeniçağ Gazetesi yazarı Arslan BULUT’un “İstanbul için ABD raporu” makalesinde merhum Aytunç Altındal’ın verdiği bilgilere göre… “Büyük Ortadoğu Projesi ile İstanbul tarafsız bir komisyon tarafından yönetilecek. Kurulması tasarlanan Birleşik Ortadoğu Devleti’nin böylece başkenti olacak. Türklüğün izleri silinecek. Bölge uluslararası serbest bölge haline getirilecek. Nüfus çoğunluğu Türklerden gayrimüslimlere geçecek. Sur içi Vatikan tarzı bir yapıya kavuşacak.”

Geçmişte yapılan bu analiz, bugün küresel aklın Çin üzerinden “bir kuşak bir yol” projesi ile Türkiye’yi ele geçirmenin gizli niyetidir…

Küresel hegemonya devletleri mega şehirler üzerinden kontrol altına almak istiyor… Kanal açılırsa “Kanal İstanbul” Trakya’dan ayrılıp özerk yapıya zemin hazırlayacak, Ulus Devletleri yıkma projesi “Şehir Devlet” modelinin önünü açacaktır. Bakan Kurum, Kanal İstanbul’un iki yakasında kurulacak 500 bin nüfuslu akıllı şehir yapılacağını söylemişti…

Küresel aklın “Bir Kuşak Bir Yol” projesini değerlendirirken… Ülkemizde düşünülen Kanal İstanbul, Şehir Devlet modeli, Akıllı Şehir projelerini bu eksende değerlendirmeliyiz…

Devamı…

Küresel Aklın Kuşak ve Yol kıskacında Kanal-İstanbul (2)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu