DİSK, Bakanlık önünden seslendi: Hayat pahalı, emek ucuz! Bu ücretlerle yaşanmaz…

DİSK-AR tarafından hazırlanan Ücret Kayıpları Raporu’nu DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı önünde önünde yapılan basın açıklamasıyla duyurdu.
DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu’nun DİSK Araştırma Dairesi DİSK-AR’ın “Ücret Kayıpları Raporu” ve Konfederasyonumuzun talepleri ile ilgili DİSK Yönetim Kurulu adına yaptığı açıklama şöyle:
Ülkemiz tarihinin en ağır bölüşüm krizini yaşıyor. Türkiye ekonomisi büyürken, işçilerin ve emekçilerin milli gelirden aldığı pay sürekli azalıyor. “Enflasyon düştü, düşecek” diyerek ücretlerimizi baskılayanlar, bugün gelinen noktada “enflasyonun kontrolden çıkmamasına” şükretmemizi istiyor.
Bizlere enflasyon hedefine göre ücret dayatanlar son dört Orta Vadeli Programda enflasyon hedeflerini tutturamadı. Bir önceki programda 2026 yılı için yüzde 16 olan enflasyon hedefi yüzde 28,4 olarak revize edildi ve bu oranın da tutacağının hiçbir garantisi yok. 2027 yılı için yüzde 9 olan enflasyon hedefi de yüzde 21’e revize edildi.
Kontrolden çıkmadığını söyledikleri yüksek enflasyon karşısında eriyen ücretler alım gücümüzü düşürmeye devam ediyor. Bu yetmezmiş gibi, adaletsiz vergi sistemi nedeniyle bölüşüm krizi daha da derinleşiyor. Evet, bugün Türkiye’de bölüşüm krizi kontrolden çıkmıştır.
Enflasyon ve adaletsiz vergi sistemi, işçi sınıfının ekmeğini elinden alan bir soygun makinesi gibi çalışmaya devam ediyor. TÜİK’in kendi verileri dahi işçilerin milli gelirden aldığı payın eridiğini gösteriyor. TÜİK’in kendi verileri dahi işçilerin milli gelirden aldığı payın eridiğini gösteriyor. 2026’nın birinci çeyreğinde işçilerin payı yüzde 42,7 iken, ikinci çeyrekte yüzde 38,1’e geriledi; yalnızca üç ayda 4,6 puanlık bir kayıp yaşandı. Asgari ücret ve tüm ücretler yılda bir kez artırılırken, fiyatlar yılın her ayında artmaya devam ediyor. Enflasyon yükseldikçe işçilerin milli gelirden aldığı pay daha da eriyor.
Her zaman söylediğimiz gibi, bugün kontrolden çıkan bölüşüm krizi tesadüfi değil, bilinçli siyasi tercihlerin sonucudur. Bizler bugün burada, Çalışma Bakanlığı önünde hakikatleri bir kez daha haklarımızı güvence altına almak için toplandık.
Bugün burada hakikatleri açıklıyoruz. DİSK-AR tarafından Şubat 2025 itibarıyla yayımlanmaya başlayan Ücret Kayıpları İzleme Raporu’nun Ağustos 2026 dönemi verilerini sizlerle paylaşmak üzere bir aradayız.
Öte yandan bugün burada hesap sormak ve hakkımız olanı almak için Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı önündeyiz. Gelirde, vergide adaletsizliği artıran siyasi tercihlerin hesabını sormak için bir aradayız. Bu siyasi tercihlerin bir parçası olarak, sendikal hakların üç temel bileşeni olan örgütlenme, toplu iş sözleşmesi ve grev hakkını ağır bir kuşatma altına alan iktidardan, bu politikaların hesabını sormak için buradayız. Biz biliyoruz ki sendikalaşmanın ve sendikal hakların kullanımının önündeki barajlar ve engeller, toplu iş sözleşmesi hakkının fiilen ulaşılamaz hale getirilmesi ve grev hakkının “erteleme” adı altında yasaklanması; birbirinden bağımsız sorunlar değildir. Tüm bu uygulamalar işçileri örgütsüz bırakmayı amaçlayan, böylece bölüşümdeki adaletsizliği sermaye lehine artıran tercihlerin bir parçasıdır. Örgütlenme hakkını savunmak, ekmeği ve adaleti savunmaktır.
Değerli basın emekçileri; önce hakikatlerle, yani Ücret Kayıpları Raporumuzun verileriyle başlayalım:
Yüksek enflasyon, adaletsiz vergiler ve kesintiler işçi ücretlerini eritmeye devam ediyor. Raporumuza göre 2026 yılının ilk sekiz ayında enflasyon ve vergilerin işçi ücretlerine toplam faturası en az 1 trilyon 863 milyar lira olmuştur. Yani 8 ayda neredeyse 2 trilyon liramız, bizlerden alınıp sermayeye ve iktidara aktarılmıştır.
Yılın sekizinci ayında enflasyonun sadece sigortalı işçi ücretlerine birikimli toplam faturası 1 trilyon 6 milyar liradır. Gelir ve damga vergilerinin toplam faturası ise 856,6 milyar lira olarak hesaplanmıştır.
İşçilerin birikimli toplam vergi ve enflasyon nedeniyle kaybı, 2025’in ilk sekiz ayına göre yüzde 56,7 artmıştır! Ağustos 2025’te 1 trilyon 189 milyar TL olan işçilerin sekiz aylık birikimli toplam enflasyon ve vergi kaybı, Ağustos 2026’da 1 trilyon 863 milyar TL olmuştur. Yani adaletsizlik giderek artmaktadır.
İşçilerin Ağustos ayının en az 14 gününü, yani ayın neredeyse yarısını, vergi, kesinti ve enflasyona çalışmış olması kaybımızın boyutlarını gözler önüne sermektedir.
Ortalama işçi ücretinin vergi ve enflasyon nedeniyle kaybı 20 bin 612 lira olarak hesaplanmıştır. Yani ortalama olarak her işçinin 20 bin 612 lirası çalınmıştır!
Ücret Kayıpları Raporumuzda asgari ücret açısından da vahim bir tablo ile karşı karşıyayız. 33 bin 30 liralık brüt asgari ücrette Ağustos 2026’da kesinti, enflasyon ve vergi nedeniyle yaşanan parasal kayıp 11 bin 151 lira olmuştur. Böylece net asgari ücretin enflasyona göre parasal kaybı 6 bin 196 liraya ulaşmıştır. 2026’nın sekizinci ayında asgari ücretin yüzde 33,8’i kesinti ve enflasyon sebebiyle erimiştir.
Açlık sınırının dahi altında belirlenen asgari ücret erimeye devam etmekte; ancak iktidar asgari ücreti güncelleme taleplerine kulak tıkamaktadır. Zaten açlık sınırının altında belirlenen asgari ücret, bu kadar yüksek bir kayıp karşısında derhal, hemen şimdi, acilen güncellenmelidir.
Asgari ücretin yanı sıra diğer tüm ücretler de ciddi ölçüde kayba uğramıştır. Ağustos 2026’da asgari ücretin 1,5 katı ücretlerin yüzde 38,4’ü, 2 katı ücretlerin yüzde 44,7’si, 2,5 katı ücretlerin yüzde 46,7’si ve 3 katı ücretlerin yüzde 47,6’sı vergi, kesinti ve enflasyon sebebiyle erimiştir.
Özetle hem vergi ve kesintiler hem de enflasyon gelir bölüşümünü daha da kötüleştirmektedir. Üstelik gerçek manzara bu rapordaki verilerden de kötüdür. Resmi enflasyonun hatalı ve eksik ölçüldüğünü göz önüne aldığımızda hesaplanan kaybın gerçekte çok daha fazla olduğunu herkes ama herkes bilmektedir.
Değerli basın emekçileri; Ücret Kayıpları Raporumuzun verileri ışığında hakikati kısaca özetlemeye çalıştık.
Elbette bu kara tabloda hükümetin tercihleri belirleyici. Öte yandan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın da özel bir sorumluluğu olduğunu burada bir kez daha hatırlatmak isteriz.
Ülkemizde toplu iş sözleşmesinden yararlanan işçilerin aylık ortalama brüt kazancı, toplu iş sözleşmesi olmayan işçilerden yüzde 91,9 daha fazladır. Yani gelirdeki adaletsizliğin çözümü bellidir: Örgütlü, sendikalı bir çalışma yaşamı ve toplu iş sözleşmesi kapsamının genişletilmesi şarttır.
Oysa bugün ülkemizde toplu iş sözleşmesi kapsamı özel sektörde yüzde 4 civarındadır ve işçilerin büyük bölümü bu nedenle asgari ücret civarında ücretlere mahkum edilmekte, enflasyon karşısında alım güçlerini savunamamaktadır.
Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu’nun verilerine göre ülkemiz yıllardır işçi hakları açısından dünyanın en kötü 10 ülkesi arasında yer almakta; işçilerin sendikal hakları engellenmektedir. Bunun sonucu olarak ülkemiz asgari ücretliler ülkesi haline getirilmekte; ücretlerimiz enflasyona ezdirilmektedir.
Örgütsüz bir toplum yaratıldığında sadece ücretler baskılanmamakta; aynı zamanda vergide de adaletsizlik artmaktadır. Türkiye’de işçiler şirketlerden daha fazla vergi vermektedir. Bu ülke patronlarından fazla vergi veren işçilerin ülkesi haline getirilmiştir. Vergi gelirleri içinde işçilerin ödediği pay yüzde 20’ye yaklaşmış iken sermayenin payı sadece yüzde 13’tür. Vergi dilimlerini bile isteye düşük tutarak bizlerin yıl içerisinde üst vergi dilimine girmemize neden olunmakta; enflasyon karşısında ücretleri artması gereken milyonlarca işçinin ücretleri tersine düşmektedir.
Bilindiği gibi en zenginin de en yoksulun da tüketim yaparken aynı oranda ödediği dolaylı vergiler, vergi türleri içinde en adaletsiz olanlardır. Dolaylı vergilerin toplam vergi gelirleri içindeki payı 36 yılda yüzde 48’den yüzde 64’e yükselmiştir. Mülkiyet üzerinden alınan vergilerin payı ise son 11 yılda yüzde 3,7’den yüzde 1,1’e gerilemiştir. Yani bu ülkede çok kazanandan az, az kazanandan çok vergi alınan adaletsiz bir düzen işlemektedir.
Bu adaletsiz düzeni değiştirmek şarttır! Adaletsizliğin bu kadar çarpıcı düzeylere ulaştığı bir toplumda demokrasinin, barışın, özgürlüklerin de tehlikede olacağı açıktır. Böylesi bir adaletsizlik ancak baskıcı, otoriter ve ayrımcı yönetimlerle sürdürülebilir. Bu yüzden bizlerin yıllardır sürdürdüğü “Gelirde Adalet, Vergide Adalet, Ülkede Adalet” mücadelesi aynı zamanda demokrasi ve barış mücadelesidir.
Ülkemizde bu kara tabloyu değiştirmenin tek yolu ama tek yolu vardır: O da örgütlenmektir; örgütlü mücadeleyi yükseltmektir.
Örgütlü işçi sınıfı sadece gelirde ve vergide değil ülkede de adaletin güvencesidir.
Örgütlü bir işçi sınıfı sadece ekmeğinin değil demokrasinin de güvencesidir.
Örgütlene örgütlene, direne direne kuracağımız demokratik bir çalışma yaşamı, demokratik bir ülkenin de ön koşuludur.
Bu nedenle bugün burada bir kez daha sesimizi duyan tüm işçileri sendikalı olmaya, DİSK’li olmaya; adalet ve demokrasi mücadelesini hep beraber yükseltmeye çağırıyoruz.












