Gündem

Zeynel Emre: “Fon vurgununda Kuzuyu Kurda teslim ettiler”

Yeni Parti Sözcüsü Zeynel Emre, “Yani bir kurul oluşturmuşlardı. O kurulu biz gördüğümüzde demiştik ki, hatırlarsanız, bu kurda kuzu emanet etmekten başka bir şey değil, kuruldaki isimleri görünce. Hepsinin direkt, dolaylı iltisakı var, kararları var, onayı var, sorumluluğu var. Benzetmek gerekirse bu iktidar adeta kasap olmuş, kör satırla da vatandaşı kurbanlık koyun gibi kesmek istemektedir.” dedi.

Yeni Parti Sözcüsü Zeynel Emre, fon krizi masası toplantısının ardından parti genel merkezinde basın açıklaması yaptı. Yeni Parti Sözcüsü Zeynel Emre şöyle konuştu:

“Bugün genel merkezimizde, Genel Başkanımız Özgür Özel’in başkanlığında önemli bir toplantı gerçekleştirdik. Ülkemizde yaşanan fon krizinin olası etkilerini değerlendirdik. Yapılması gerekenlerle ilgili, alanında uzman akademisyenlerin katılımıyla bir toplantı gerçekleştirdik.

Bu toplantıda üç başlık konuşuldu. Önce fon krizi, sonra Meclis’e sunulan bütçeye ilişkin bir değerlendirme yapıldı. En son da dış ilişkiler alanında uzman arkadaşların katılımıyla birlikte Made in Europe sürecinin ülkemize olası etkileri ve bizim yapabileceklerimiz masaya yatırıldı.

Değerli arkadaşlar, tabii önce fon soygunuyla başlayalım.

Bu soygunun ilk başladığı andan itibaren hep şunu ifade ettik: Bu soygunun merkezinde Adalet ve Kalkınma Partisinin yöneticilerinin olduğu, genel başkan yardımcılarının, o dönem içerisinde, bu çeyrek yüzyıllık dönem içerisinde yükselen bürokratlarının olduğu, eski milletvekillerinin, gençlik kolunun, danışmanlarının olduğu bir süreç.

Ve bu kapsamda ortaya çok büyük bir zarar çıktı.

Bu zarar doğrultusunda biliyorsunuz, geçtiğimiz hafta bir fon yasası Meclis’e sunuldu. Fon yasasını incelediğimizde bizim tabii önemli itirazlarımız oldu ve bu itirazların çok yerinde ve haklı olduğunu, aslında bu fon yasasının bir yönüyle de ortaya çıkan bu durumu gizleyebildikleri kadar gizlemek, iktidar partisine olası zarar ve etkilerini bertaraf etmek ve bundan zarar görenlerin de açıkçası uğramış oldukları zararlarla yüz yüze bırakıldığı bir süreç olduğunu gördük.

Şimdi bakın, fon olayı patlayınca burada ben sizlerle bir bilgiyi paylaşmıştım. Dedim ki Sermaye Piyasası Kurulu bir açıklama yaptı. 16 Eylül saat 13.30’dan önce fonlardan satış emri verenlerin o anki değeri üzerinden parası verilecek dendi.

Şimdi fon yasası Meclis’e geldi. Sonra üçüncü maddeye bir önergeyle bir ekleme yapıldı.

Nedir o?

Diyor ki 17 Eylül ve öncesinde TEFAS’a, yani Türkiye Elektronik Fon Dağıtım Platformu’na talimat verdiği hâlde fonun temelinde düşmesi ya da fiyat oluşmaması nedeniyle talimatı yerine getirilemeyen vatandaşlara ne olacağına ilişkin bir öneri.

Ne oluyor burada?

Bu fon sahipleri de tasfiye hükümlerine tabi olacak.

Yani nedir bu? Yaklaşık 250 bin fon mağdurunu ilgilendiren bir durum.

Bu mağdurlara diyor ki: “Biz sizi soyduk. Tamam. Daha önce böyle bir açıklama yapmıştık, o da tamam. Ama şimdi vazgeçtik. Siz alacaklarınızın üzerine bir bardak su için.”

Bakın, Sermaye Piyasası Kanunu’nun 79. maddesi açık. Bu madde ona aykırı.

Çünkü burada iktidar kendi yandaşlarını ve kendi semirttiklerini düşünüyor.

Burada basit bir dolandırıcılık olayı olarak görülemez. Çok büyük bir yönetememe, bir çöküşün, bir iktidarın sebep olduğu büyük bir kriz olarak görmek lazım.

Çünkü bakın, bu işin merkezinde Sermaye Piyasası Kurulu var mı? Var.

BDDK var mı? Var. İstanbul Borsası var. Var oğlu var.

Bütün bu atamaları kim yapmış? Sayın Erdoğan ve arkadaşları yapmış.

Olay ortaya çıkmış, bazı uyarılar olmuş ama işlemlere devam edilmiş.

Bir konu daha var. Nedir o?

Biz, Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya ile ilgili durumu açıkladık. Neydi o? Parayı yatırmış, 20 kat civarında bir fazlasıyla almış, eşiyle birlikte.

Bugün bakıyoruz ki yabancı Fatma Betül Sayan Kaya’lar da var.

Şimdi düşünebiliyor musunuz, değerli arkadaşlar? Merrill Lynch, Türkiye’de fonlara giriyor.

Hangi fonlara giriyor? Destek Faktoring’e giriyor, Özata Denizcilik, işte Odine ve Peker Gayrimenkul, Katılımevim…

En verimli fonları bulmuş. Birileri tavsiye etmiş bu fonlara gir diye.

En verimli fonları bulmakla yetinmemiş, onlara zamanında girmiş, sonra da tam zamanında çıkmış.

Yani vatandaşın içeride kilitli kalacağı paralar var ya, tam o zaman gelmeden hemen önce Merrill Lynch’e haber uçurulmuş.

8 milyar lirayı alıp gitmiş!

Şimdi kim haber uçurdu? Bunu bilmiyoruz, değil mi?

Ama arkadaşlar, şu soruyu sormamız lazım: Sayın Mehmet Şimşek’in eskiden çalıştığı bir kurum böyle bir vurgun yapmışken, kendisinin Hazine ve Maliye Bakanlığı koltuğunda oturması ne kadar etik?

Eski çalıştığı kurum.

Yani bir kurul oluşturmuşlardı. O kurulu biz gördüğümüzde demiştik ki, hatırlarsanız, bu kurda kuzu emanet etmekten başka bir şey değil, kuruldaki isimleri görünce.

Hepsinin direkt, dolaylı iltisakı var, kararları var, onayı var, sorumluluğu var.

Benzetmek gerekirse bu iktidar adeta kasap olmuş, kör satırla da vatandaşı kurbanlık koyun gibi kesmek istemektedir.

Şimdi tabii iktidarın özelliği ne? Kendi yöneticileri, geldikleri koltukları koruyarak, kullanarak büyük soygunlar yapmak. Ama iş kamunun parasına gelince de kurumları batırmak.

Şimdi bakın, en son Varlık Fonu’na ait Türkiye Sigorta’da yaşandı. Türkiye Sigorta’nın parasını bu soygunda batıran genel müdür ve müdür yardımcısı da tutuklandı.

Tabii burada yeri gelmişken söyleyelim. Bu fon vurgununda büyük vurgun yapan kimseler, kanuna göre iki katını yatırmak kaydıyla, hortumladığı miktarın iki katını yatırmak kaydıyla etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak isteyebilir.

SPK Kanunu açık. Aynısını değil, iki katını.

Ama bu da ancak bir cezai indirim sebebi olur.

“Ver yaptığını, çaldığını, hortumladığını, parayı, kurtul.” diye bir şey kabul edilemez.

Şu ana kadar gördüğümüz süreç biraz da böyle ilerliyor değerli arkadaşlar.

Fon vurgununun toplumda nasıl karşılandığını anlamak için partimiz tarafından kapsamlı bir araştırma yapıldı.

Yeni Parti olarak şu soruya cevap aradık:

Bu kriz, yurttaşlarımızın devlete, adalete ve ekonomi yönetimine güvenini nasıl etkiledi? Ve insanlar çıkışı nerede görüyor?

Dört bulgu tespit edildi. Bunları sizlerle paylaşacağım.

Birinci bulgu: Kriz kişilere değil, çarpık bir düzene yazılıyor.

Bu çalışmada farklı siyasi partilerden yurttaşlarımız aynı noktada buluşuyor.

Bu mesele sadece birkaç kötü niyetli kişiyle açıklanamaz. Denetimsiz bırakılan bir düzen.

Biz 2017 anayasa değişikliği referandumuna giderken dedik ki bu düzen denetimsizlik getirir.

Böyle bir anayasal düzen, bütün güçlerin bir yerde toplandığı, çağdaş anayasaların hiçbirinde kabul edilen bir anayasa değildir. Hatta anayasa profesörlerine göre ülkenin bir anayasasızlaşma süreci olarak değerlendirilir.

O günden bugüne, bütçeye de geldiğimizde değerlendireceğiz bu alanı.

Büyük bir kriz, büyük bir çöküş, denetimsizlik alanı… Her alanda geriye giden bir Türkiye ile karşı karşıyayız.

Adalet duygusu. Değerli arkadaşlar, bugün ülkemizde insanlar adliyeye gidiyor, hâkimin verdiği karara itibarı yok.

Maça gidiyor, hakemin verdiği karara itibarı yok. Bakın, Yüksek Hakem Kurulu Başkanı tutuklu.

Bir yerde sınava giriyor, ona itibarı yok. Kuraya giriyor, ona inancı yok.

Ve burada da bu durum karşımıza çıkıyor.

Yurttaşlarımız hesabın seçici olduğunu düşünüyor. Yani hükümete yakın olan korunuyor, uzak olan yargılanıyor.

Bu duygu, siyasi görüş farkı gözetmeksizin herkesin içselleştirdiği bir duygu hâline gelmiş. O nedenle de yüzde 20 olan yargıya güven daha da aşağılara doğru gitmekte.

Şimdi üçüncüsü…

Buradaki bedel, bizim mağdur olduğumuz, zarara uğradığımız kısım, sadece borsayla sınırlı değil.

Mağduriyetin fon yatırımcılarıyla sınırlı olmadığını; esnafın, çalışanın, dar gelirli ailenin hayatını etkilediğini; bugün maalesef Türkiye’de alın teriyle geçinenin kaybettiği, haksız bir şekilde para kazananın kazandığı bir Türkiye’nin varlığı konusunda vatandaşta bir duygu oluşmuş.

Şimdi burada bakın, dördüncü tespit ki biz de bunu hep söylüyoruz:

Kınamak ve kısmi ödemeler bu güveni geri getirmiyor.

Sürekli yapılan açıklamaların ve sızdırılan açıklamaların hiçbir faydası yok.

Efendim, Cumhurbaşkanımız çok öfkeli. Tayyip Erdoğan çok öfkeli.

Vatandaşımız bu öfkeyi falan görmeyi değil, Meclisin araştırmasını —ki reddettiler—, adil bir yargılamayı, mahkemelerde bunun hesabının sorulmasını bekliyor. Şu ana kadar adil bir yargılama görmedik. Şeffaflık bekliyor.

Şimdi bizim esasında bugüne kadar bu konuyla ilgili dile getirdiğimiz taleplerimizin benzerleri burada var.

Ama yine de partimiz ne öneriyor dediğimizde bir daha toparlamakta fayda var.

Haksız kazançla çıkanların tam listesi açıklanmalı.

Biz bunları bir müfettiş edasıyla arayıp bulup teyit etmek, bunun için çabalamak, sızanlarla ilgili araştırma yapmak durumunda kalmadan bütün bunlar olduğu gibi ortaya çıkarılmalı.

Ve bu soruşturmanın da fonun kurulduğu ilk günden itibaren başlaması lazım.

Hep söylüyoruz: Yurt dışına çıkan paranın izi sürülmeli, haksız kazanç geri alınıp ilgilisine verilmeli.

Eğer burada ortaya çıkan zararın da dönüp dolaşıp tekrardan vatandaşın vergisiyle ödenmesi söz konusu olursa, bu da diğer bir hak mahrumiyetine sebebiyet verir.

Şimdi tüm bu araştırma bize aynı zamanda şunu gösteriyor:

Bu ülkenin insanları, hangi partiye oy vermiş olursa olsun, aynı şeyi istiyor. Hakkının korunmasını istiyor.

Herkese eşit mesafede olan bir devlet mekanizması istiyor.

Biz bu beklentinin sesi olacağız. Hep birlikte de sormaya, vatandaşın hakkını aramaya devam edeceğiz.

Bu kapsamda aldığımız kararlardan biri de şu:

Milletvekillerinden, fon krizi ve vurgunu nedeniyle yürütülen soruşturmalarda tutuklu bulunan isimleri ziyaret etmek, yaşananları dinlemek ve süreci yakından izlemek amacıyla bir çalışma grubu oluşturulmuştur.

Görevli milletvekili heyetimiz şu şekildedir:

•  Trabzon Milletvekilimiz Sibel Suiçmez

•  Muğla Milletvekilimiz Cumhur Uzun

•  İzmir Milletvekilimiz Ümit Özlale

•  Bursa Milletvekilimiz Hasan Öztürk

•  İstanbul Milletvekilimiz Özgür Karabat

•  Zonguldak Milletvekilimiz Deniz Yavuzyılmaz

•  Aydın Milletvekilimiz Süleyman Bülbül

•  İzmir Milletvekilimiz Murat Bakan

•  Karaman Milletvekilimiz İsmail Atakan Ünver

•  Ankara Milletvekilimiz Umut Akdoğan

Çalışmalar başlayacaktır ve buna ilişkin de ortaya çıkan süreçlerle ilgili önümüzdeki dönem yine sizleri bilgilendireceğiz.

Şimdi değerli arkadaşlar,

Geldik tabii bütçenin değerlendirilmesine ilk aşamada.

Bu bütçe de bir önceki bütçe gibi ana kazananın faiz lobileri olduğu, Türkiye’nin köklü sorunlarına alan açılmadığı bir bütçe.

Kanun teklifi ne diyor?

27 trilyon 276 milyar lira harcama, 23 trilyon 408 milyar lira gelir, 3 trilyon 868 milyar lira da bütçe açığı.

Gayrisafi yurt içi hasılaya oranı yüzde 24,5 ile…

2018’den beri, hani 2017’de “Siz bu yetkiyi verin, göreceksiniz. Bu sisteme geçelim, uçacağız. Dolar düşecek, işsizlik bitecek, tüm sorunlar çözülecek.” dedikleri, vatandaşımızın da bir şekilde manipüle edildiği o değişiklik var ya, ondan sonra gelinen noktada rekorlar kırılıyor.

Şimdi bu artışı belirleyen kalemlere bakıyoruz. Eğitimde bir artış var mı? Sağlıkta var mı? Yatırım harcamalarında var mı?

Yok. Ana başlık faiz, faiz ödemesi.

2027 yılında faiz giderleri için 3 trilyon 975 milyar liralık bir ödenek ayrılmış.

Bu faiz giderlerinin kalıcı hâle gelmesi, bir iki bakanlığın toplamından daha fazla bir kaleme işaret etmektedir.

Bakın, bu alanın toplam bütçe içerisindeki payı 2018’de yüzde 8,9 iken bugün yüzde 14,6’ya çıkmış.

Borçlanma… Borçlanırsınız da bir yatırım yaparsınız, bir istihdam alanı yaratırsınız. Bu makul karşılanabilir. Ama borçlanıp faiz ödüyorsanız sistem çürümüş demektir.

Kamu yatırımlarının geldiği nokta… Kamu yatırımları geriliyor değerli arkadaşlar.

Burada bakın, sermaye giderlerinin oranı 2,1’den 1,7’ye düşmüş. 2026 yılında da yüzde 17’lik bir daralmaya işaret ediyor.

Bu kalem içerisinde de sanki yatırımmış gibi bu kaleme dâhil edilen işler var. Nedir o?

Şehir hastanelerinin kira ödemeleri, 62,2 milyar lira.

Bunun neresi yatırım harcamasıysa!

Şimdi, vergi yükünün tüketim ve ücret üzerinde yoğunlaşmasına gelelim…

Gelir vergisinin gayrisafi millî hasılaya oranı, bakın yine 2018’de yüzde 3,7 iken yüzde 5’e yükselmiş.

Kurumlar vergisi düzeyi yüzde 2 civarında kalmakta.

Ve yine ülkede bakıyorsunuz, dolaylı vergilerle birlikte bu ülkenin en az kazananlarından vergi alındığı bir süreç, parası olanların sürekli kayrıldığı bir süreç yaşanıyor.

Mesela 2026’da bir yasa çıktı. 7582 sayılı yasa.

Çıkardılar, dediler ki: “Kayıt dışı servete vergi incelemesi, yani yeni bir varlık barışı, vergi incelemesi güvencesi getiriyoruz. Yurt dışından getir parayı. Parayı nerede kazanırsan kazan, 20 yıl sana hiçbir şey sormayacağım, gelir vergisi istisnası tanıyacağım.”

Şimdi servet de fiilen vergi dışında kalmış oluyor.

Yine bir başka tespit:

OECD ülkeleri içerisinde kamu borcu açısından en borçlu ülke çıkıyoruz.

Ve yine yıllardır sürekli Meclisin yetkisinin kırpıldığı, Meclisin, milletin seçtiklerinin değersizleştirildiği bir süreçte, münhasıran Meclisin yetkisinde olan bütçe hakkı sürekli aşılıyor.

Geçen sene mesela, 2025’te Meclisin onayladığı net borçlanma limitinin üzerine önce bakan kararıyla, ardından Cumhurbaşkanı kararıyla, kanun hükmüyle yüzde 41 oranında artırılmış.

Yani hukuki ve yasal sınırların dışına çıkılmış.

Şimdi enflasyon hedefleri…

Değerli arkadaşlar, bakın, hiçbir zaman bunların yaptığı enflasyon hedefleri tutmuyor.

Ama yapılan enflasyon hedefine göre ocak ayında zam veriyorlar. Aralık ayında gerçekleşen farklı oluyor. Olan yine memura oluyor, asgari ücretliye oluyor, emekliye oluyor.

Mesela Haziran 2023’te bir program açıkladılar. Enflasyon yüzde 38’di. Üç yıllık bir süreçte düşüreceklerini söylediler.

Yani mesela bu yıl sonu için, bugün geldiğimiz noktada yüzde 8,5’tu.

Peki, şu anda yüzde 8,5 mi? Ama zamları hep buna göre yaptınız.

Çok açık, Tarım Kanunu…

Yani bir beka meselesidir ülkenin kendi üretimini yapması.

Tarım Kanunu çok açık diyor ki tarımsal destekler gayrisafi millî hasılanın yüzde 1’inden az olamaz.

Ama getirilen bütçede bu oran yüzde 0,2!

Beşte birini yapmışlar.

İşsizlik Sigortası Fonu, Takasbank likiditesi, kamu bankaları ve TMSF gibi kamu kaynaklarının sürece ne oranda dâhil olduğu ve olası maliyetlerinin de bu süreçte açıklanması lazım.

Ücret ve aylıkların erimesi bugün Türkiye’de en büyük meselelerden biridir. Çünkü açıkladığım rakamlara ve yapılan zamlara baktığınızda, olduğu yerde yaşanan reel kayıpla asgari ücretlinin maaşının yüzde 20 oranında eridiğini görüyoruz.

Burada tabii ele aldığımız bir başka konu da, değerli arkadaşlar, çalınmayınca verilebilecekler.

KOBİ’lere neler verilebilirdi?

Esnafa doğrudan destek paketi…

Yani burada sizin amacınız, çok zor durumda olan KOBİ’lerin, küçük esnafın, bu durumda olan milyonlarca insanın sorunlarına eğilmek olsaydı, orada çalışanı koruyan önlemler alabilirdiniz.

Mesela ilk 10 çalışanın SGK işveren priminin yüzde 50’sini altı ay boyunca ödeyebilirdiniz. Biz bunu öneriyoruz.

Şimdi biz bir şey söylüyoruz, “Kaynak yok.” diyorlar. Kaynak işte havada uçuşuyor. Şu fon krizinin sadece verdiği zarar, dolaylı zararlarıyla birlikte 100 milyar doları geçti.

İşi daralan mikro işletmeye 100 bin TL’ye kadar karşılıksız destek verilebilir.

Elektrik ve doğal gaz faturasının yüzde 20’si karşılanabilir.

Esnafın kirasına altı ay destek olunabilir.

Vergisini düzenli ödeyene yüzde 10 vergi indirimi sağlanabilir.

Biz tabii burada ilave olarak, istihdamını koruyan mikro ve küçük işletmelere yıllık 100 bin TL’ye kadar da ilave indirim uygulamayı planlıyoruz.

Vergi ve prim borçları konusunda altı ay nefes aldırmak lazım. Piyasanın daraldığı çok açık.

POS kesintilerinin azaltılması, KOBİ’nin devlette bekleyen parasının ödenmesi, KDV iadesinin hızlandırılması…

Yani bu işlemleri tamamlayıp da KDV iadesini bekletip duruyorlar. En fazla yüzde 80’inin 15 gün içinde ödenmesi mümkün.

Teminatı yetersiz işletmelere kefalet ve faiz desteği sağlanması…

Teknoloji yatırımına 300 bin TL’ye kadar hibe verilmesi…

Yine küçük işletmenin kamudan sipariş alması ve yüzde 20 üretim avansı sağlanması…

Bunlar acil olarak yapılması gereken işler.

Değerli arkadaşlar,

Şimdi önemli konulardan biri de Made in Europe süreci.

Nedir bu?

Avrupa Birliği ülkeleri, stratejik ürünlere yönelik kamu harcamasını Avrupa’daki üretime ve düşük karbonlu teknolojiye yönlendirmeyi amaçlıyor.

Hep diyoruz, dış politika hamasetle yürümez. Yapılan anlaşmalar, geldiğimiz nokta… Bunlar hep hukuk güvenliğinin erozyona uğramasının sonuçları.

Şimdi ortaya çıkıyor ki her ne kadar Almanya ile Fransa’nın yapmış olduğu anlaşma parlamentodan geçmemiş de olsa, bu hâliyle bir geçiş olduğunda Türkiye’nin, otomotiv sanayisi başta olmak üzere birçok alanda ilave daralma sorunlarıyla karşılaşacağı açık.

Ve hep söyledik: Ekonomik çıkarları savunurken demokrasi ve hukuk sicilini hesaba katmak lazım.

Hak ihlalleri, Avrupa Birliği ile siyasi güveni azaltıyor.

Bizim ticaretimizin 50 yıllık süreçte en yoğun olduğu yer Avrupa.

Ve bu yönde alınan kararların ülkenin ekonomik bozulması üzerindeki riskini artırdığını söyleyelim.

Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki ilişkiler, aslında bugün geldiğimiz noktada Avrupa Birliği ile Sayın Erdoğan arasındaki ilişkiler demek lazım.

Bu ilişkilere baktığınızda mesela Avrupa Birliği, göç konusunda Türkiye’ye istediğini yaptırıyor Sayın Erdoğan üzerinden.

Topu topu 6 milyar dolar ki sadece onun da yerinde harcama şartıyla verildiği bir süreç…

Bu kadar mültecinin ülkemizde kalması, ülkemizin bir tampon görevi görmesi… Ne kadar para harcadığımız artık hesaplanamıyor, açıklanamıyor.

İki, güvenlik kaygıları açısından tampon bölge olarak görülüyor. Burada bir ses yok.

Ama mesela iş Eurofighter’ı vermeye gelince bir ilerleme göremiyoruz. Burada da bir ses göremiyoruz.

Mesela Avrupa’nın güvenliği için yapılan SAFE diye bir anlaşma var.

Bu kapsamda yapılacak ticari işlemler… 150 milyar euroluk bir alandan bahsediyoruz.

Planlamanın hiçbir yerinde Türkiye yok. Hiçbir yerinde yok!

Bakın, Avrupa Birliği ilerleme raporunda yazdılar oraya, hükümetten hiç ses çıkmıyor. Ne oldu sondaj gemileri? Altı yıldır sondaj gemileri ne yapıyor?

Bizim karasuları olarak ilan ettiğimiz, münhasıran bize ait olduğunu ilan ettiğimiz alandaki sondaj gemileri…

Burada Sayın Erdoğan’a söylendi. Sondaj gemileri şu an başka alanlarda duruyor.

Şimdi bakın, biz bu tehlikeye karşı, bu Made in Europe ve olası zararları karşısında, daha evvel, butlan kararından önce de Genel Başkanımız bir heyet oluşturmuştu.

Bu kapsamda üç kişilik bir heyet Avrupa Birliği büyükelçileriyle tek tek görüşmüştü. Avrupa Birliği-Türkiye ilişkileri ve olası zararları ele alınmıştı.

Bugün ortaya çıkan durum artık çok kritik bir noktaya gidiyor. Burada Türkiye açısından kayıp ve dışlanma riski çok büyük.

Dediğim gibi, bu alanın olası riskleri de değerlendirildi ve önümüzdeki dönemde dikkatle takip edilecek.”

Gazetecilerin Soruları ve Yanıtları

“Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun erken seçimle ilgili açıklamaları oldu.Bu açıklamaları nasıl değerlendirirsiniz?

Şimdi, butlan gündeme geldiğinden beri biz bunun bir saray operasyonu olduğunu, Cumhur İttifakı’na eklemlenme olduğunu hep ifade ettik.

Gerek anayasa değişikliğine gerekse erken seçime ilişkin yapılan bütün açıklamalar bunu gösteriyor.

Bir şeye daha dikkatinizi çekiyorum.

Hükümetin bizzat aldığı ve alacağı kararlar butlana söyletilerek tepkinin Sayın Erdoğan’dansa butlana yönelmesi, bir paratoner görevi görmesi gibi bir görev de verilmiş.

İşte bunu Halk TV’ye el konulması meselesinde de gördük. Diğer bazı meselelerde de gördük. Burada da aynı şeyi gözlemliyoruz.

Daha evvelinde, “Anayasa’ya uymayanla anayasa yapılmaz.” denilen bir anlayıştan, “Şunlar şunlar olursa anayasa görüşmeleri de yaparız.” noktasına kadar evrildi.

Bundan tabii Türk halkı haberdar mı? Elbette haberdar.

Seçmen haberdar mı?

Bütün bu kamuoyu araştırmaları gösteriyor. Yeni Parti’ye ilginin büyüklüğünü gösteriyor. Butlanın düştüğü, düşürüldüğü durumu da gösteriyor.

Dolayısıyla bizim için şaşırtıcı değil.”

“Kılıçdaroğlu’ Mekke Anlaşmasına evet diyeceklerini  ifade etti. Yarın da komisyon görüşmeleri olacak. Yeni Parti’nin bu konudaki tavrı ve oyu ne olacak?”

“O konuya ilişkin tabii bizim çekincelerimiz var, itirazlarımız var.

O süreç başladığı zaman nihai bir karara varmış olacağız.

Yani bir fikrimiz var ama gerekçesiyle birlikte, orada o gün grup adına söz alan arkadaşlarımız bunu açıklayacak.

“Geçtiğimiz günlerde Yeni Parti’den istifa eden Karaburun Belediye Başkanı’yla bir görüşme oldu mu? İkinci bir sorum da bugün istifasını duyuran Sayın Oktay Saral hakkında bir değerlendirmeniz var mı? Yeni Parti olarak bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce istifaların veya görevden almaların devamı gelecek mi?”

“Yani ikincisini söyleyeyim ben başta.

Hani bu tek adam düzeninde bütün diğer roller geçici roldür.

Kullanım süresi bittiğinde görevden alınıyor.

Ne diyorlardı? “Görevden affını isteme, kabul etme…” gibi değişik tabirler çıktı.

İlk sorunuza gelince…

Parti içinde, Türkiye’nin 81 ilinde, bu hafta sonu da dâhil olmak üzere 900’den fazla noktada seçimler gerçekleşiyor.

Ufak tefek kırgınlıklar olabilir. Bunlar zamanla aşılır.

Ve çok büyük ölçüde başarıyla geçti.

Yani bir iki yerde böyle, siz de izlediğiniz kadarıyla, birtakım tartışmaların olduğunu gördük.

Onlar da giderilmeyecek işler değil bizim için.

Öyle düşünüyoruz.”

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu