Süreyya Cinik: Baba Ocağı mı, Ana Ocağı mı?

“Bir Kelimeden Fazlası: Baba Ocağı Tartışması ve Siyasetin Dili Baba Ocağı mı, Ana Ocağı mı?
Cumhuriyet’i kadınlarla birlikte kuran bir partinin siyasi dilinde neden hâlâ yalnızca “baba” var?
Cumhuriyet Halk Partisi’ne yıllardır “baba ocağı” deniyor. Öyle ki bu ifade, partinin adeta değişmez bir siyasi kimliğine dönüşmüş durumda. Partiden ayrılanlar geri çağrılırken, küsenler yeniden davet edilirken, birlik ve aidiyet vurgulanırken hep aynı cümle kuruluyor: “Baba ocağının kapıları herkese açıktır.”
Peki, hiç durup düşündük mü?
Neden “baba ocağı?”
Neden “ana ocağı” değil?
Bu soruyu sormak bazılarına gereksiz, bazılarına ise fazlasıyla “sembolik” gelebilir. Oysa siyaset, tam da semboller ve kavramlar üzerinden toplumsal hafızayı inşa eder. Kelimeler tesadüfen seçilmez; bir kültürü, bir zihniyeti ve bir güç ilişkisini yansıtır.
CHP, Cumhuriyet’in kurucu partisidir. Kadınlara seçme ve seçilme hakkını birçok Avrupa ülkesinden önce tanıyan, kadınların kamusal hayata katılımını savunan, eşit yurttaşlık idealini Cumhuriyet’in temel taşlarından biri yapan bir siyasi geleneğin temsilcisidir.
Ancak bütün bu ilerici mirasa rağmen, siyasi dilimizde hâlâ erkek merkezli bir alışkanlığın izleri sürmektedir.
Çünkü mesele yalnızca bir deyim değildir.
Mesele, kadınların siyasette ne kadar görünür olduğudur.
Mesele, eşitlik söyleminin ne kadar içselleştirildiğidir.
Mesele, kadınların yalnızca seçim dönemlerinde hatırlanan bir seçmen kitlesi değil, siyasetin kurucu öznesi olarak kabul edilip edilmediğidir.
Bugün kadınlar belediye başkanlıklarında, milletvekilliğinde, parti yönetimlerinde ve karar alma mekanizmalarında hâlâ hak ettikleri oranda temsil edilmiyor. Siyasetin dili de çoğu zaman bu görünmezliği yeniden üretiyor.
Oysa “ana” kavramı bu toplumun hafızasında en az “baba” kadar güçlüdür.
Ana dil deriz.
Ana yurt deriz.
Anadolu deriz.
Hayatın başlangıcını, emeği, üretimi, şefkati ve aidiyeti “ana” ile tarif ederiz.
Peki o hâlde, siyasi aidiyet söz konusu olduğunda neden yalnızca “baba” aklımıza geliyor?
Belki de artık CHP’nin ve Türkiye siyasetinin, bu yerleşik dili yeniden düşünmesinin zamanı gelmiştir.
Bu, geleneklerle kavga etmek değildir.
Bu, Cumhuriyet’in eşitlikçi ruhunu günümüzün demokratik değerleriyle yeniden buluşturmaktır.
Belki “baba ocağı” ifadesi kullanılmaya devam edecektir. Ancak en azından şu sorunun sorulabilmesi bile önemlidir: Cumhuriyet’i kadınlarla birlikte kuran, kadınların emeğiyle büyüyen ve kadınların oylarıyla iktidar hedefleyen bir partinin siyasi dilinde neden hâlâ yalnızca “baba” vardır?
Çünkü gerçek eşitlik, yalnızca tüzüklerde yazan maddelerle değil; kullandığımız kelimelerle, benimsediğimiz sembollerle ve kurduğumuz siyasi kültürle de inşa edilir.
Ve belki de artık yeni yüzyılın sorusu şudur:
Siyasetin kapıları kadınlara açıksa, neden o evin adı hâlâ sadece “baba ocağı”dır?












