Yazarlar

İsmet Paşa ve Lozan

Müfit Yavuz yazdı...

Bugün İsmet Paşa’nın ölümünün 48. yıl dönümü…

Siyasal İslamcılar ve İktidardaki siyasi parti mensupları, buldukları her fırsatta İsmet Paşa’ya ve Lozan’a saldırmayı bir görev bilirler…

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da, “Lozan anlatıldığı gibi zafer değil” diyerek bu kervana katılanlardan…

Oturduğu koltuğu Kurtuluş Savaşı’na, Mustafa Kemal’e, başta İsmet Paşa olmak üzere onun silah arkadaşlarına, Lozan’a, Türkiye Cumhuriyetine borçlu olan bir zat söylüyor bunu…

Üstelik,

İzmir’i, Trakya’yı Yunanistan’a bırakan Sevr anlaşmasını imzalayan, sonra da İngiliz gemisine binip kaçan Vahdettin’e tek söz söyleyemeyen,

“Keşke Yunan kazansaydı” diyenle gönül gönüle olan,

Lozan’da kazanılan haklarımızı dahi savunmaktan aciz,

Lozan’a göre silahlandırılmaması gereken adaların silahlandırılmasına ses çıkarmayan,

Bize ait adaları gasp edip, üzerinde mangal yakanları seyreden,

Kardak’ta Yunan bayrağını indirten Tansu Çiller kadar olamayan,

Akdeniz’de en uzun kıyıya sahip olup da, yüzde yüz haklı olduğu konuda bütün dünyayı karşısına alan,

“Komşularla sıfır sorun” olacak derken, bütün komşularıyla kavga eden,

Suriye’de kendi toprağını terk edip, Süleyman Şah Türbesi’ni kaçırtan,

Hatalı politikalarıyla ülkeyi Suriyeliyle dolduran,

Hükümetin Bakanı söylüyor bunları…

İnsanın “O sıralar gücümüz bu kadarına yetti, şimdi daha güçlüyüz ya! Adalar orada duruyor, alsanıza, elinizi tutan mı var?” diyesi geliyor ama, neyse…

Lozan ve adalar konusunu merak edenler, değerli tarihçi Sinan Meydan’ın konu hakkındaki belgelere dayanan yazılarını okuyabilirler…

Şimdi gelin Lozan’a, İsmet Paşa’nın pek konuşulmayan özellikleri yönünden bakalım:

Henüz 38 yaşında, Türk heyetinin başkanlığını yapan, kendi deyimiyle ilk kez çizmelerini çıkarıp, sivil kıyafet giyen ve o zamana kadar Mudanya Mütarekesi’nden başka diplomasi tecrübesi olmayan İsmet Paşa’nın Lozan’daki öz güveni ve cesaretinden bahsedelim…

O İsmet Paşa ki, cepheden cepheye koşmaktan, Malatya’da ölen çocuğunun cenazesine bile gidememişti…

Daha ilk gün, konferansın açılışında ona ayrılan koltuğun İngiliz Dışişleri Bakanı ve baş müzakerecisi Lord Curzon’unkinden farklı oluşuna itiraz eder.

Salonu terk eder…

Bu aslında tüm dünyaya bir mesajdır…

Türkler, sandalyeye değil, asırlarca kendine uluslararası arenada reva görülen eşitsizliğe, aşağılanmaya, hor görülmeye açıkça itiraz ediyor, baş kaldırıyordu…

Aynı gün başka bir olay daha olur…

İsviçre Cumhurbaşkanı’nın hazırladığı açılış programında olmamasına rağmen, İngiltere temsilcisi Lord Curzon’un kürsüye çıkıp açılış konuşması yapmasına karşı çıkar…

Lord Curzon konuşmasını bitirir bitirmez, kimseden izin almadan kürsüye fırlar…

“O konuşuyorsa ben de konuşurum” diyerek Curzon’a yanıt verir…

İngiltere’nin sömürgeci, kendini dünyanın hakimi gören, kibirli tavrını yerle bir eden, yerinde bir karşı çıkıştır bu..

Dünyanın gözü önünde, dünyanın en güçlü devletine kafa tutuyordu İsmet Paşa…

Tarihi yeniden yazıyordu bu tavrıyla…

Yalnız müzakerelerde kendini göstermez öz güven ve bağımsızlık tutkusu…

Hayatın diğer alanlarına, sosyal yaşama da yansır…

Bir akşam yemeğinde, Türk heyetinden biri, İsmet Paşa’ya Avrupa’nın yemek yeme kültürünü, çatalın, kaşığın nasıl tutulacağını ve genel kurallarını hatırlatır…

İsmet Paşa’nın tepkisi kısa ve nettir…

“Ben ne yapıyorsam kural odur…”

Bir başka anekdot, diplomasideki ustalığına, ilkelerini ve “kırmızı çizgilerini” savunmadaki titizliğine örnektir…

Ermenilerden oluşan bir grup, Türk heyetinden Rıza Nur’u ziyaret eder… Misak-ı Milli sınırları içinde, federe bir Ermeni devletinden bahsedip, bazı taleplerde bulunurlar…

Rıza Nur onlara, ” İsmet Paşa’yla görüşün” der…

İsmet Paşa, Rıza Nur’un bu hatasını affetmez, gerisin geri gönderir…

Gerekçesini ise,

“Bu durum bizim asla taviz veremeyeceğimiz, müzakeresini dahi kabul edemeyeceğimiz bir konuyken, karşı tarafta sanki benim elimdeymiş gibi algı yaratılmasına, Ermenilerin umutlanmalarına, üzerime baskı kurmalarına yol açacaktı..”

Diyerek açıklar…

Lozan’da Rus temsilcisi suikast sonucu öldürülür…

Lozan karışmıştır, güvenlik güçleri olayları yatıştırıp, asayişi sağlamakta zorlanmaktadır…

Emniyet müdürü İsmet Paşa’dan randevu ister, meramını anlatır…

“ Efendim, size karşı yoğun suikast ihbarı alıyoruz…Emniyeti sağlamada müşkül içindeyiz… Bir müddet arabanıza Türk bayrağı asmamanızı rica ediyoruz”, der

Cevap tam bir cesaret ve kahramanlık manifestosudur:

“Beni öldürebilirler ama, milletim benim yerime aynı görevimi yapacak birini gönderir…Bayrak asla indirilemez…”

Lozan’ı küçümseyip, İsmet Paşa’ya hakaret yağdıranlara,

İsmet Paşa’nın kesip attığı tırnağa kurban olun siz!…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu