Gündem

Faik Öztrak: “Bugün bir değil birkaç Zarrab iş tutuyor”

CHP Sözcüsü Öztrak, bu yılın ilk yedi ayında, ödemeler dengesi istatistiklerinde kaynağı bilinmeyen finansman hareketlerinin izlendiği Net Hata Noksan kaleminden, ülkeye 24 milyar 347 milyon dolar girdiğini söyledi. Bu büyüklükte bir kaynağı belirsiz para girişiyle, tarihimizde ilk kez karşılaşıldığını ifade eden Öztrak, “Bu çok ilginç ve kuşku uyandıran bir rekor” değerlendirmesinde bulundu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Dün Şanlıurfa Suruç’ta, bölücü teröristlerin hain saldırısı sonucunda, kahraman Mehmetçiğimiz İsmet Aybek şehit düştü. Şehidimize Allah’tan rahmet, kederli ailesine sabır, tüm milletimize başsağlığı diliyoruz.

GAZİLER GÜNÜ KUTLU OLSUN

Bugün Gaziler Günü… Atatürk’e “Gazi” unvanı ve “Mareşal” rütbesi verilmesinin de yıl dönümü. Başta Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, ülkemizin birlik ve bütünlüğü için, canını ortaya koymuş, büyük fedakârlıklar göstermiş tüm Gazilerimize, minnet ve şükranlarımızı sunuyoruz. Tüm Gazilerimizin Gaziler Gününü kutluyoruz. Bu vesileyle şunu bir kez daha hatırlatmak istiyoruz. Biliyoruz; şehit yakınlarımıza, gazilerimize ne yapsak azdır. Ama Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında, 18 Mart Şehitler Günü’nde şehit yakınlarına, 19 Eylül Gaziler Günü’nde malul gazilerimize, birer maaş ikramiye verilmesini sağlayacağız. Ayrıca eğitimden, barınmaya, sağlıktan, istihdama kadar, hem şehit emanetlerimizin, hem de gazilerimizin sorunlarını çözmeye talibiz.

ENFLASYONU ŞAHA KALDIRDILAR, MİLLETİN TASARRUFUNU GASBETTİLER

Bugün, ekonomi başta olmak üzere, ülke gündemini değerlendirmek üzere karşınızdayım. Hep söylüyoruz. “Enflasyon en büyük, en sinsi halk düşmanıdır. En adaletsiz vergidir.” Enflasyon milletin satın alma gücünü, fark ettirmeden kemirir. Parasını pul eder. Ne sofrada, ne tencerelerde bereket bırakmaz. Enflasyon zıvanadan çıktığında, tüm fiyatlar birbiriyle yarışmaya başlar. Ama en geride kalan, daima emekçilerin, emeklilerin, dar ve sabit gelirlilerin ücreti, aylığı, geliri olur. “Faiz sebep, enflasyon sonuç” safsatasıyla, enflasyonu şaha kaldıranlar, milletin dişinden, tırnağından artırarak yaptığı tasarrufları elinden zorla aldı, gasbetti.

HİÇ BİR YATIRIM TASARRUFLARI ENFLASYONA KARŞI KORUMADI

Bunu ben demiyorum. Sarayın ağır vesayeti altında iş gören TÜİK’in rakamları diyor. Son bir yılda; üretici enflasyonu yüzde 144. Yüzde 144 enflasyonla Türkiye dünya şampiyonu. Aynı dönemde; mevduatın getirisi yüzde 16, Devlet İç Borçlanma kâğıtlarının getirisi yüzde 26, Borsa İstanbul’un getirisi yüzde 103, Euro’nun getirisi yüzde 83, Amerikan Dolarının getirisi yüzde 112, altının getirisi yüzde 111. Özetle tüm yatırım araçlarının getirisi, enflasyonun altında kalmış. Tasarruf sahibi parasını hangi adrese yatırırsa yatırsın, enflasyon tasarrufunu kemirmiş. Yemiş, bitirmiş… Milletin alın terini, emeğini, yılların çabasını eritmiş. Şahsım yönetimi, milletin elindekini, avucundakini hiç ederken, saray sosyetesini, saray yandaşlarını ve faiz lobilerini abat etmiş. Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir büyüklükteki serveti, vatandaşın cebinden almış, saray sosyetesine, sarayın yandaşlarına ve faiz lobilerine vermiş.

KAZANAN FAİZ LOBİSİ OLDU

Hep söylüyoruz: “Faiz sebep, enflasyon netice” safsatası en çok; saray yandaşlarının batmış, zombileşmiş şirketlerine ve faiz lobilerine yaradı. Bankaların kârı son bir yılda beşe katlandı. Geçen yıl Temmuz’da, 40 milyar lira olan kâr, bu yıl 208 milyar liraya çıktı. “Bu ülkede faiz lobileri, en çok Erdoğan’ı sever” diye boşuna demiyoruz: Erdoğan ağzına ne zaman “faiz” lafını alsa, faiz lobileri abat olmuştur. Çünkü Erdoğan’ın fikri başka, zikri başkadır. Bunu en iyi faiz lobileri bilir. Hükümet bu yılın ilk sekiz ayında, bütçeden 174 milyar lira faiz ödemesi yapmış. Yine Nebati Bakanın, “Milletin cebinden tek kuruş çıkmayacak” dediği, Kur Korumalı Mevduat için, Milletin Hazinesinden ödenen faiz ise 76 milyar lira olmuş. Sadece sekiz ayda, bütçeden faiz için yapılan toplam ödeme, 250 milyar lira. Ama aynı dönemde çiftçiye verilen destek; 25 milyar lirada kalmış. Faize verilenin onda biri. Halk Bankası eliyle esnafa verilen destek ise 6 milyar lira. Bu da faize verilenin kırk iki de biri. Ne diyordu şair; “Bu taksimi kurt yapmaz, kuzulara şah olsa…”

MİLLET SANDIKTA HÜKÜMETİN BOYNUNA ÇINGIRAĞI TAKACAK

Tabi kurt demişken, Yaşar Kemal’in meşhur kurt hikâyesi akla geliyor. Anadolu’da kurtlar, sürüler için büyük beladır. Tüm sürüyü telef eder. Kurt dalmış sürü, bir daha iflah olmaz. Sürüsü telef olan köylü de, kurdun peşini bırakmaz. Yolunu yordamını bilir. Kurdu mutlaka yakalar. Köylü yakaladığı kurda hiç işkence yapmaz. Boynuna bir çıngırak geçirir. Sırtını okşar ve kurdu salar. Kurt serbest kaldığı için, başta çok sevinir. Ama boynunda çıngırakla oradan oraya koşarken, bir daha hiçbir avını yakalayamaz. Yavaş yavaş açlıktan telef olup gider. Anadolu ve Trakya köylüsünün, çiftçilerimizin feraseti yüksektir. Aşına, işine kan doğrayana, nasıl davranacağını elbette çok iyi bilir. Aşını, işini elinden alanın boynuna, sandıkta çıngırağı geçirir. Sırtını okşar ve geldiği yere gönderir. Tıpkı 31 Mart ve 23 Haziran seçimlerinde olduğu gibi.

BORSAYI MİLLETİN SOYULDUĞU BİR GAZİNOYA ÇEVİRDİLER

Yüksek enflasyon, spekülatörlerin, manipülatörlerin, paradan para kazananların bayramıdır. Hele hele kuzunun, kurda teslim edildiği Saray rejiminde, olan hep küçük yatırımcıya olur. Milletimizin tasarruflarını, bugün enflasyonla gasbedenler, Borsa İstanbul’u da, milletin soyulup, soğana çevrildiği, bir Gazino haline getirdiler. Borsadaki manipülasyonlara, sadece seyirci kalmadılar, manipülatörlerin değirmenine de su taşıdılar. Ekonominin başındaki Bakan, bakanlığı bıraktı, yatırım danışmanlığına soyundu. Borsanın yükselişiyle böbürlendi. Kendine pay çıkardı. 11 Eylül’de Nebati Bakan, küçük yatırımcıya sosyal medyada, “Gel gel” yaptı. Hemen ardından da, Borsa İstanbul tepetaklak aşağıya indi. Özellikle bazı kamu bankalarının, hisselerinin fiyatlarındaki dalgalanmalar anormal demeyeceğim anormalinde ötesinde. Bu bankalar kiminle ilgili, kiminle ilişkili? Elbette Nebati Bakanla.

KÜÇÜK YATIRIMCI KÖPEK BALIKLARINA YEM EDİLDİ

Nebati Bakan önce küçük yatırımcıya, “Borsaya gel gel” dedi. Piyasadaki köpek balıklarına, ellerindeki kâğıtları yüksek kârlarla, küçük yatırımcılara satma ve kendilerini kurtarma imkânını sağladı. Kâr köpek balıklarının elinde kalırken, zarar küçük yatırımcının sırtına yıkıldı. Kamu bankalarının hisselerinde, yüzde 34’e varan kayıplar yaşandı. Küçük yatırımcının tasarrufları köpek balıklarına yem edildi. Tasarruflarını yüksek enflasyondan korumak için, çaresizce adres arayan küçük yatırımcılar, Nebati Bakanın gelgeliyle, bir kez daha silkelendi. Peki, millete bunun hesabını kim verecek? Bakan mı verecek, borsa yöneticileri mi verecek? Son bir ayda, Borsa İstanbul’da yaşananlar, kamu bankalarının hisseleri ve mali endeks özelinde, çok ciddi bir soruşturmaya muhtaçtır. Bu manipülasyonun Vadeli İşlemler ayağında, Saraya yakın bir aracılık şirketinin rol oynadığı yazılıp çiziliyor. Peki, bu arada Sermaye Piyasası Kurulu ne yapıyor? Hiç. Sadece seyrediyor. Ne yazık ki, artık tuzun koktuğu günlerden geçiyoruz. Ama az kaldı. Başta Borsada küçük yatırımcıları silkeleyen ve himaye gören manipülatörler, görevini yapmayan kurumların yöneticileri, bakanlar, işbaşına geldiğimizde ciddi bir soruşturmadan geçecek. Yapılanlar kimsenin yanına kâr kalmayacak.  Zaten milletimiz de kararını vermiş. Gittiğimiz her yerde; “Yiğidi muhtaç ettiler kuru soğana, bir daha oy vermem, beni soyana” diyor milletimiz.

KONUT SAHİPLİK ORANI SÜREKLİ GERİLİYOR

Ülkeyi yöneten bu talan zihniyeti, milletin sadece parasını, pulunu gasp etmedi. Milletin umutlarını da çaldı. Bir ev, bir araba almak artık hayal oldu. Merkez Bankası daha yeni açıkladı. Geçtiğimiz yılın Temmuz’undan bu Temmuz’a, konut fiyatlarındaki artış, Türkiye genelinde yüzde 174, İstanbul’da ise yüzde 200 olmuş. Geçen yaz İstanbul’da 2 milyon liraya satılan ev, bu yıl 6 milyon liraya satılıyor. Peki, memurun, işçinin, çiftçinin, esnafın geliri, son bir yılda üç kat arttı mı? Elbette artmadı. Türkiye’de konut sahiplik oranı, Erdoğan’ın ucube tek adam rejiminin düğmesine bastığı, 2014’den bu yana sürekli geriliyor. Konut sahiplik oranı, 2014’te yüzde 61,1, 2020’de yüzde 57,9’a gerilemiş.

2019’DAKİ KONUT PROJESİNDEN TEK FARKI, ÜÇE KATLANAN AYLIK ÖDEME MİKTARI

Biz “Dünyada mekân, ahirette iman” diyen bir kültürden geliyoruz. Milletin ev sahibi olma umudunu elinden alan Erdoğan, şimdi tam da seçim öncesi suçunu örtmeye; milletimize umut pazarlamaya çalışıyor. Ama hep söylüyoruz; “Bunlar metal yorgunu.” “Bu hükümetin beyin ölümü gerçekleşmiş.” “Tükenmişlik sendromu, bünyeyi ele geçirmiş.” Çoklu organ yetmezliği var. 2019’da “her yıl 100 bin sosyal konut projesi” dediler. Bugün “5 yılda 500 bin yeni sosyal konut projesi” diyorlar. Yani bir başka ifadeyle benim oğlum bina okur. Döner döner yine okur. Yapılacak evlerin sayısını bari değiştirin o bile aynı. Tek fark evlerin taksit tutarı. 2019 sonundaki projede; taksitler 894 liradan başlıyor. Bugün bu projede taksitler 2 bin 280 liradan başlıyor. Taksit neredeyse üçe katlanmış. Memleketi ne hale getirdiklerinin göstergesi. Peki, 2019’da açıkladıkları proje nerede? Konutlar ne oldu? Herhalde ağaca çıktı. Ağaç nerede? Balta kesti. Balta nerede? Suya düştü. Su nerede? İnek içti. İnek nerede? Dağa kaçtı. Dağ nerede? Yandı, bitti, kül oldu…

TAAHHÜDÜNÜ YERİNE GETİRMEYEN HESABINI MİLLETE VERİR

Tunceli Milletvekilimiz açıkladı. 2019’daki proje kapsamında, Tunceli’de yapılması gereken 329 konutun, daha ne ihalesi, ne de yer belirlemesi yapılmış. İnşaat maliyetleri uçunca, kimse TOKİ’den iş almak istememiş. Alan da, işi yarım bırakmış. Son dönemde TOKİ’nin, Ankara, İstanbul, Şanlıurfa, Bilecik, Bingöl ve daha pek çok ilimizdeki ihaleleri iptal olmuş. Müteahhit neyi taahhüt ettiğini bilir. Taahhüdünü yerine getiremeyen müteahhit, hesabını millete verir.

YİNE MIZIMAYA BAŞLADILAR

Daha muhalefetteyken, yönetime en fazla proje yaptıran Genel Başkan olarak, rekorlar kitabına giren Genel Başkanımız, burada da hükümete çözümü gösterdi. “Verilecekse, bu projelere Hazine garantisi verilsin. Yeter ki vatandaşın işi görülsün. Biz bunu desteklemeye hazırız” dedi. Akıl bizde, proje bizde ama Sarayın bakanları, reislerinden fırça yemekten korktukları için, yine mızımaya başladılar. “Bizim projelerimizi çalıyorlar” diyorlar, ter ter tepiniyorlar. Bürokratları suçluyorlar. Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. İşte alayiş valayiş, “Tarım Kredi Kooperatiflerinde şu kadar üründe, şu kadar indirim yapıyoruz. Enflasyon düşecek” diye caka satıp duruyorlardı. O göstermelik indirim Tarım Satış Kooperatifleri aracılığıyla enflasyonla mücadele bir ay sürdü. Satış mağazalarında fiyatlar uçtu, gitti. Milletimiz bunların ne yaptığını gördü, notunu da verdi. Tasdiknamelerini de ellerine tutuşturmak için sandığı dört gözle bekliyor. Söylüyoruz, saray ve şürekası artık mefluçtur. Çoklu organ yetmezliğiyle maluldür. Hizmet etmeye takatleri kalmamıştır. Ama milletimiz merak etmesin. Müsterih olsun. Biz gelince tüm sosyal konut projelerini evvelallah bitireceğiz. Daha fazlasını da yapacağız. Kimseyi dışlamamaya garip gurabayı ev sahibi yapmaya biz kararlıyız. Bu kifayetsiz hayal tacirlerine biz pabuç bırakmayız.

KAYNAĞI BELİRSİZ PARA GİRİŞİNDE KUŞKU UYANDIRAN REKOR

İstatistiklerin gösterdikleri ilgi çeker. Ama istatistiklerin sakladıkları daha can alıcıdır. Hele hele Türkiye gibi, kronik dış açık veren bir ekonomide, ödemeler dengesi istatistiklerinin gizledikleri hayati önemde olabilir. Bu yılın ilk yedi ayında, ödemeler dengesi istatistiklerinde, kaynağı bilinmeyen finansman hareketlerinin izlendiği, Net Hata Noksan kaleminden, ülkeye 24 milyar 347 milyon dolar giriş olmuş. Yine bu dönemde cari açık, 36 milyar 672 milyon dolar. Bir başka ifadeyle ilk yedi aydaki cari açığın üçte ikisi, kaynağını bilinmediğimiz hesap hareketleriyle finanse edilmiş. Ödemeler dengesi rakamları, 1992’den bu yana her ay yayımlanır. Biz bu büyüklükte bir kaynağı belirsiz para girişiyle, tarihimizde ilk kez karşılaşıyoruz. Bu çok ilginç ve kuşku uyandıran bir rekor!

GİZLİDE GEBE KALAN AŞİKARE DOĞURUR

Özbekistan dönüşü Erdoğan’a: “Son zamanlarda içeriden ve dışarıdan, bu paraları nereden buluyorsunuz?” diye yandaş medya mensupları sormuşlar. Erdoğan’ın verdiği cevap: “Çalışıyoruz, çalıştığınız zaman para da geliyor.” Peki madem çalışıyorsunuz, madem bu kadar uğraşıyorsunuz bu paralar bu ülkeye neden bilinen, kayıt içindeki yollardan değil de gizli saklı giriyor? Ülkemize, kimliklerini gizleyerek, paralarının kaynağını saklayarak, kim para getiriyor, kimler para getiriyor? Neyin karşılığı getiriyor? Bu paralar ne kadar güvenilir? Gelmeye devam edeceğinin, hızla kaçmayacağının bir garantisi var mı? Sarayın kibirlisi şunu hiç unutmasın; “Gizlide gebe kalan, aşikâre doğurur.”

MERKEZ BANKASI AÇIKLAMA YAPMALI

Bu verileri hazırlayan Merkez Bankasının, bu konuda mutlaka bir açıklama yapması gerekir. Bu büyüklükte bir kaynağı belirsiz para girişi, nasıl mümkün olabildi? Bu paralar kimin parası? Ne kadar güvenilir? Bu, “istatistiki hata” diyerek geçiştirilemez. Ödemeler dengesindeki ölçüm hataları, hesaplar arasındaki zaman tutarsızlıkları, zaman içinde geriye doğru zaten düzeltilir. Bu nedenle Net Hata Noksan hesabı, bu geriye doğru yapılan düzeltmelerden sonra hep sıfır etrafında dalgalanır.

KRİTİK YIL 2011, ZARRAB’IN TÜRKİYE’DE İŞ TUTTUĞU DÖNEM

Nitekim 1992’den 2011’e kadar, bu hep böyle olmuş. Ama 2011’den itibaren işler değişmiş. Bu tarihten sonra, kaynağı belirsiz finansman girişlerinin hızlandığı, ama geriye doğru yapılan düzeltmelerde, bu finansmanın kaynağının, nedense düzeltilmediği veya açıklanmak istenmediği anlaşılıyor. 2011 ve sonrası elbette sıradan bir tarih değil. Erdoğan’ın meşhur hayırsever İranlı iş adamının, Reza Zarrab’ın Türkiye’de iş tuttuğu dönem. Bu İranlı iş bitiriciyi, “Cari açığı finanse ediyor” diyerek, ödüllere boğdukları dönem.

ANLAŞILAN BUGÜN TÜRKİYE’DE BİR DEĞİL, BİR KAÇ ZARRAB İŞ TUTUYOR

Ama bugün, kaynağı belirsiz para girişlerinin hacmine baktığımızda, anlaşılan Türkiye’de bir değil, birkaç tane Reza Zarrab iş tutuyor… 2011’den bu yana, ülkeye giren kaynağı belirsiz paranın hacmi, 74 milyar dolara ulaşmış. Bu olağanüstü yüksek ve mutlaka izaha muhtaç bir rakam. İstanbul’un uluslararası mafyanın, hesaplaşma mekânına dönmesi, anlaşılan boşuna değil. Gün geçmiyor ki uluslararası mafyadan biri, İstanbul’da infaz edilmesin. AVM’lerde, restoranlarda silahlar patlamasın, çoluk çocuk vatandaşlarımız, ağır tehlikelere maruz kalmasın.

DÜNYA RUSYA’YA AMBARGO UYGULARKEN BU PARA GİRİŞİ SORGULANIR

Biz bir kez daha buradan çağrıda bulunuyoruz: Bu büyüklükte kaynağı belirsiz finansman girişi nereden oldu, nasıl oldu? Bu paralar kimin parasıdır? Merkez Bankası ve Nebati Bakan, bunu kamuoyuna mutlaka açıklamalıdırlar. Aksi halde tüm dünya Rusya’ya ambargo uygularken, bu kaynağı belirsiz para girişleri daha çok sorgulanır. Başımızı çok ağrıtır. Yerli yabancı yatırımcılar da, bunu finansman kaynağı değil, ciddi bir risk kaynağı olarak değerlendirmelerine yazarlar.

KATİL DEDİĞİ ESED’LE ŞİMDİ “GÖRÜŞÜRDÜM” DEMEYE BAŞLADI

Erdoğan Balkan gezisi dönüşünde, uçan sarayda, gazeteci görünümlü, maiyet memurlarına verdiği demeçte, Merkez Bankası kasasının, borçla ayakta tutulduğunu itiraf etmişti. Borç alınan bu dövizlerin de, ithalat için kullanıldığını söylemişti. Anlaşılan bizim tepkimiz üzerine, danışmanlar Erdoğan’ı uyarmış. Bu defa Özbekistan dönüşü, Merkez Bankası Kasasında, 115 milyar dolar olduğunu söyledi. Ama dostlarından aldığı borç kısmını bu defa es geçti. Biz bir kere daha milletimize gerçeği söyleyelim. O sözde dostlardan alınan kısa vadeli borçlar, yani SWAP’lar düşüldüğünde Merkez Bankasının rezerv hesabı, net 52 milyar 457 milyon dolar açık veriyor, bu nedenle de Erdoğan seçim öncesinde para bulmak amacıyla, oradan, oraya koşturup duruyor. Yeri geliyor, Putin’in koluna giriyor. Yeri geliyor, dün “katil Esed” dediği hakkında, bugün “Keşke Özbekistan’a gelseydi görüşürdüm” diyor. Ne diyordu Erdoğan? “Borç alan emir alır.” O halde biz de kendisine şimdi soruyoruz: Himmetini aradıklarından, neyin emrini alıyorsunuz? Birkaç milyar dolar için, ülkemizin hangi menfaatlerini, peşkeş çekiyorsunuz?

GIRTLAK 9 BOĞUM, 9 DÜŞÜN 1 SÖYLE

Dış politika hata kaldırmaz. Dış politika milli olur. Seçim sandığı için ülkemizin uzun vadeli çıkarları, çocuklarımızın, torunlarımızın geleceği riske edilmez. Biz bunları yıllardır söylüyoruz. Ama Erdoğan’ın bir kulağından giriyor, öteki kulağından çıkıyor. Yine Özbekistan dönüşü, “Şangay İşbirliği Örgütüne tam üye olmak, hedefimizdir” demiş Erdoğan. Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrasında, dünya çok kritik bir süreçten geçerken, söylenen her söz daha dikkatlice tartılarak, etraflıca düşünülerek söylenmelidir. Atalarımızın dediği gibi; “Gırtlak dokuz boğumdur.” “Büyük lokma ye büyük laf söyleme”. Dış politikada konuşmadan önce, dokuz defa düşüneceksin. Lafını ondan sonra edeceksin.

KÖKÜMÜZ DOĞU’DA GELECEĞİMİZ BATI’DA

Ama Sarayın Kibirlisinde nerede o hassasiyet? Nerede o ciddiyet? Ülkemiz, batıdan bakınca doğuda, doğudan bakınca batıda müstesna bir coğrafyadadır. Doğu ile batı arasında çok önemli bir kavşaktır. Biz doğudan geldik ama batıya yönelmiş bir milletiz. Köklerimizi doğuda, geleceğimizi ise batıda bilmişiz. Stratejik tercihlerimizi, yüzyıllardır buna göre yapmışız. Bu nedenle biz ne batıya sırt çevirebiliriz, ne de doğuyu yok sayabiliriz. İkisi arasında bir dengeyi mutlaka tutturmalıyız. Diğer taraftan, bizim de mensubu olduğumuz ittifakların benimsediği, bir takım evrensel ilke ve değerler var. Demokrasi ve hukukun üstünlüğü, ifade özgürlüğü. Bu ilke ve değerler bugün, ticaret ve arz zincirlerini belirleme noktasına geldi. Türkiye batıya sırt çevirmeden, doğuyu yok saymadan, sahip olduğu avantajlarını kullanmak ve bölgesinin üretim merkezi olmak zorundadır.

ATAMIZIN MİRASINI KORUMAYA KARARLIYIZ

Cumhuriyet Halk Partisi olarak, biz kral değil; kuraldan yanayız. Biz otokrasiden değil; demokrasiden yanayız. Biz üstünlerin hukukundan değil; hukukun üstünlüğünden yanayız. Biz korkudan değil; özgürlükten yanayız. Biz kutuplaşmadan değil; kucaklaşmadan yanayız. Biz savaştan değil; yurtta barış, dünyada barıştan yanayız. Biz ele, el açmaktan değil; güçlü ekonomiden, katma değerli üretimden yanayız. Biz içe kapanmaktan değil; dışarıyla rekabetten, ama uluslararası işbirliğinden yanayız. Biz fakirleşmekten değil; hep beraber zenginleşmekten yanayız. Biz kararların tek başına değil; istişareyle alınmasından yanayız. Biz kendimize sadakatten değil; yönetimde liyakatten yanayız. Biz tek bir kişinin değil; milletin ortak iradesinden yanayız. Biz bu mirası, kurucumuz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten almışız. Bu mirası korumakta da sonuna kadar kararlıyız.

BİZ KAZANACAĞIZ, MİLLETİMİZ KAZANACAK

İşte bunun için, biz kazanacağız. Biz kazanacağız. Gençlerimiz kazanacak. Biz kazanacağız. Esnafımız kazanacak. Biz kazanacağız. Çiftçimiz kazanacak. Biz kazanacağız. İşçimiz, işverenimiz kazanacak. Biz kazanacağız. Türkiye kazanacak. Biz kazanacağız, 85 milyon kazanacak. Milletin Masasında belirlenecek Cumhurbaşkanı adayımız, milletimizin iradesiyle, Türkiye’nin 13. Cumhurbaşkanı olacak. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki sandalyelerin kahir ekseriyetini, millet masasındaki altı partimizin milletvekilleri dolduracak. Ve bu güzel ülke, artık huzur bulacak.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu