Gündem

CHP Lideri Özgür Özel: “Karşımızda Mutlak Sultan’la Mutlak Butlan’ın ittifakı var”

CHP’nin seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel, mutlak butlan kararının ardından ilk kez grup toplantısı düzenledi. Özel, “Yapılan; bir sonraki cumhurbaşkanına, bir sonraki iktidara darbedir” diye konuştu. Trump’ın gündem olan “Erdoğan” paylaşımına değinen Özel, CHP Genel Merkezi’ndeki “çikolata dağıtma” görüntülerine de ateş püskürdü.

CHP’nin 38. Kurultayı’nın iptal kararının ardından yapılan ilk grup toplantısına, eski TBMM başkanvekilleri Uluç Gürkan, Haydar Akar, eski CHP Genel sekreterleri, Eski Adelet Bakanı Seyfi Oktay, eski CHP milletvekilleri, il ve ilçe belediye başkanları ile beraber çok sayıda partili katıldı. Salonda “Türkiye laiktir, laik kalacak”, “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz”, “Asla yalnız yürümeyeceksin”, “Gün gelecek, devran dönecek, AKP halka hesap verecek”, “Susma, sustukça sıra sana gelecek”, “Susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz” “Dik dur, eğilme, bu millet seninle” sloganları atıldı. Özel, salonda yükselen “Hain Kemal” sloganlarına müdahale ederek dikkat çeken bir mesaj verdi. İhanetin, başkalarının söylediği sözlerle değil, kişinin vicdanında hissettiği bir duygu olduğunu belirten Özel, bu tür sloganların son bulmasını istedi.

CHP Lideri Özgür Özel, “kurultay” sloganlarıyla toplantı salonuna geldi. Özel, sözlerine, “Meclis çok grup toplantıları gördü, çok coşkulu, kalabalık grup toplantıları gördü ama bugün buradaki tablo ve Dikmen kapısının önünde turnikeler önünde hazır bekleyen, içeri girmek için sıra bekleyen 3 bin 200 arkadaşımıza yürekten teşekkür ediyorum. Bu bir grup toplantısı, o toplantıya katılma değildir. Bu bir sahip çıkma, tarihin doğru tarafında durma, tarih yazma ve partinin ve ülkenin geleceğine yapılan saldırılara karşı göğüs germe, direnme ve yürüyüşe geçme ziyaretidir” diye başladı. Özel, “‘Biz Ekrem’i yedik, bitirdik. Kazanacak başka adaya bakma. Partinin başında otur. Bizim için makbul olan budur.’ diyenlere ‘Hayır.’ cevabını biz verince, belki bizim de olur. Eğer partiyi bize verirseniz biz alıştığınız gibi oluruz. Biz bildiğiniz gibi oluruz. Biz alıştık kaybetmeye. Bir kez daha kaybeder, partinin başında otururuz. Karşımızda, 5 Kasım Kurultayı’nı hazmedemeyenlerle 31 Mart yerel seçimini hazmedemeyenlerin, yani Mutlak Sultan’la Mutlak Butlan’ın ittifakı var.” dedi.

“BİZİM GÖREVİMİZ MÜCADELE VE UMUT SESLERİ TAŞIMAKTIR”

Gadir-i Hum Bayramı’nı kutlayan Özel, şöyle devam etti:

“Üç haftalık aranın ardından milletin Meclisi’nde, olmamız gereken yerde, milletin görevlendirdiği, milletvekillerimizin takdir ettiği görevimizle olmamız gereken kürsüdeyiz. Bizi soracak olursanız biz bildiğiniz gibiyiz. Biraz daha ustalaştık taşı kırmakta dostu düşmanı birbirinden ayırmakta. Her biriniz partinin saatinin vidasından geliyorsunuz. Bu partinin damarlarından, damarının içindeki al yuvardan, akyuvardan geliyorsunuz. Siz sokağı bilen, sokağı duyan, sokaktaki öfkeyi görenlersiniz ama bizim görevimiz bugün öfke seslerini bu yüce çatının altına, tepki seslerini bu yüce çatının altına taşımak değil. Bizim görevimiz büyük kumpasa karşı bu çatının altına direniş, mücadele ve umut seslerini taşımaktır.

Yine bu üç hafta büyük bir mücadelenin, Cumhuriyet tarihinin en büyük demokratik itirazlarından olan Gezi Eylemleri’nin 13’üncü yıl dönümünü de içine aldı. O dönemde hayatlarını kaybeden kardeşlerimiz Ali İsmail Korkmaz’ı, Ethem Sarısülük’ü, Abdullah Cömert’i, Mehmet Ayvalıtaş’ı, Ahmet Atakan’ı, Medeni Yıldırım’ı, Hasan Ferit Gedik’i ve evladımız Berkin Elvan’ı rahmetle anıyorum. Hatıraları önünde saygıyla eğiliyorum. Ayrıca o günlerde hepimizin yerine orada olan çatışmayı değil barışı, kadeşliği savunan, kimsenin burnu kanamasın diye yüreklerini ortaya koyan, ağaçları savunan, İstanbul’u savunan, İstanbul dayanışması, Taksim dayanışmasından yıllar sonra bir darbe kumpası çıkardılar. Halen daha AHİM ve AYM kararlarıyla bu kararlara rağmen içeride tutulan Tayfun Kahraman kardeşime, Sayın Osman Kavala’ya, Can Atalay’a, Mine Özerden’e, Çiğdem Mater’e selam olsun. Çok yakında kavuşacağız. Buradan Meclis’in ortaklaştığı Meclis Başkanı’nın başkanlığındaki komisyonda ortaklaştığı, altına hep beraber imza attığı ‘Anayasa Mahkemesi kararlarına uyulmalıdır. AHİM kararlarına uyulmalıdır’ diyen 6. maddeyi bir kez daha hatırlatıyorum. Önümüzdeki günlerde tüm AHİM ve AYM kararlarının zaman geçirilmeden uygulanacağı daha bir süreç için Meclis’teki tüm milletvekillerini attıkları imzaya, namuslarına sahip çıkmaya davet ediyorum.

“HALKIMIZ AĞIR EKONOMİK KRİZ ALTINDA EZİLİYOR”

Hepimiz milletin seçilmiş temsilcileriyiz. Bizi buraya millet getirdi, bu görevleri millet verdi. Her ne yaşarsak yaşayalım milletin gündeminden kopamayız. Bugün halkımızın, milletimizin ağır bir ekonomik kriz altında ezildiğini hepimiz biliyoruz. 2018’den beri bitmeyen, ağırlaşarak devam eden çok yönlü bir krizin içindeyiz. Dün mayıs ayının açlık ve yoksulluk sınırı rakamları açıklandı. Ve açlık sınırının 35 bin 200 liraya, yoksulluk sınırının 114 bin 500 liraya yükseldiğini gördük. Yani tüm emeklilerin, emekçilerin, mavi ve beyaz yakalıların, neredeyse tüm devlet memurlarının yoksulluk sınırının altında olduğu, emeklilerin ve emekçilerin açlık sınırının altında olduğu bir sürecin içindeyiz. 20 bin liralık sefalet maaşıyla emekliler, 28 bin liralık asgari ücretle emekçiler, ortalama 19 bin 700 lira aylık gelirleriyle çiftçiler ve bunların alışveriş yapıp da para kazandırarak geçimini sağlayacağı düşünülen esnaflar kan ağlıyor. Perişan bir durumdalar. Ülkede çiftçi yaşı 58’i bulmuş. Üç çiftçiden ikisi ‘Asgari ücretli iş bulursam seneye ekmem, dikmem toprağa bırakırım, giderim’ diyecek hale gelmiştir. İnsanca yaşamın mümkün olmadığı bir sürecin içinde Türkiye gıda enflasyonunda da, genel enflasyonda da Avrupa’da birinci, dünya’da beşinci sıradadır. Türkiye’den kötü, dünyada dört ülke vardır. Bu ülkeler ya savaşta, ya iç savaşta, ya bombardıman altında perişan durumdaki Güney Sudan’dan, İran’dan ve Brezilya’dan sonra Arjantin’den sonra en kötü enflasyon, adını bilmediğimiz coğrafyada, haritada yeri zor bulanacak ülkelerde enflasyon bizden iyidir.

ÖZEL’DEN ENFLASYON VE VERGİ ELEŞTİRİSİ

Milletin sesini kesen, milletin sesi yerine başka sesler duyurmaya çalışanların huzurunda milletimize şunu hatırlatmak isterim: Türkiye’nin bir aylık enflasyonu dünyadaki 100 ülkenin bir yıllık enflasyonundan fazladır. Yani ülke kötü yönetilmekte, beceriksizce yönetilmekte, enflasyon sorunu dünyada çözülmekte Ama Türkiye’de tırmanmaktadır. Bunun sebebi liyakatli, akılcı, doğru yönetim yerine hem liyakatsiz kadrolar hem de iktidarı kaybetmemek için ardı arkası gelmeyen siyasi operasyonlar, devletin 30 yıl önce verdiği bir diplomayı birisine rakip olmasın diye iptal eden devletin, devletin bütün kâğıtlarına yarattığı güvensizlik, 30 yıl önce verdiği diplomayı inkar eden, benim tapumu mu tanıyacak, benim banka cüzdanıma mı değer verecek, onun bonosu yarın gittiğinde geri mi ödenecek, ülkenin ana muhalefet partisinin garantisinin olmadığı yerde devletin garantisi sözü ne zaman zaman kadar sürecek lafı işte bu ülkenin risk primi bu ülkenin pahalı borçlanmasıdır, bu ülkenin yüksek faizidir, bu ülkenin içinden çıkamadığı ekonomik sarmaldır. Ve öyle bir noktadayız ki bir büyük paradigma değişimi bir büyük, baştan aşağıya sarsan bir şey. Yani onlar gitti, Türkiye onları geride bıraktı, hukuk tanımazları, mahkeme tanımazları, kendilerinin yenemediklerini hapse attıranları, sırf seçim kazanabilmek ya da sırf yenilmemek için rakiplerinden teker teker kurtulanları ve sadece iktidarını sürdürmek için hukukun H’sini bile anmayanları Türkiye geride bıraktı. Türkiye artık öyle bir ülke değil. Türkiye’de halk, hukuk, adalet kazandı, Türkiye’nin önü açık. Türkiye’de artık millet kazandı denmeden bu kriz bitmeyecektir.

Bugün Türkiye’nin en büyük sorunu vergi sorunudur. Bugün Türkiye’nin en büyük sorunu verginin adaletsiz, haksız, yersiz alınma sorunudur. Türkiye’nin servet sahiplerinin toplam verginin yüzde 11’ini ödediği bu salondaki gibi Türkiye’deki bütün vatandaşların zenginliklerine, fakirliklerine bakılmadan dolaylı vergilerle verginin 64’ünü ödediği, maaş alanlarında gelir vergisiyle verginin 24’ünü ödediği bir düzende yani esas vergi vermesi gerekenlerin verginin 10’a 1’in, az ya da hiç vermesi gerekenlerin verginin 10’a 9’unu ödediği bir düzen haksız bir düzendir. Dolaylı vergilerle verginin 64’ünü ödediği, maaş alanlarında gelir vergisiyle verginin 24’ünü ödediği bir düzende yani esas vergi vermesi gerekenlerin verginin onda birini az ya da hiç vermesi gerekenlerin verginin onda dokuzunu ödediği bir düzen haksız bir düzendir.”

“AK PARTİ’NİN KARA DÜZENİ BUDUR”

Oyun konsolu fiyatının yer aldığı dövizi gösteren Özel, şöyle devam etti:

“Söz verdim genç bir arkadaşa Çınar, diyor ki, ‘Özgür abi hani AKP’den.com devam edecekti.’ ‘Ediyor AKP’den2.com’ dedim. Baktım bir ilk araba var, bir de geçen hafta söylediğin cep telefonu var ama devam edecek demiştin, oyun konsolu demiştin, Amerika’da Türkiye’nin üçte biri fiyattaymış Özgür abi onu gösterecek misin’ dedi. İşte o vergi düzeni. Bunu Türkiye’de 44 bin 500 liraya almak varken AKP’den olmasa akpden.com’da sepete ekle dediğinde Çınar, ‘Dur bakalım Çınar’ diyorlar. ‘8 bin 900 gümrük vergisini ver. 10 bin 680 özel tüketim vergisi ver. Bir de bunların üstüne 12 bin 820 KDV’sini ver. Yani sen buna 32 bin 400 da Tayyip Amca’ya ve onun beceriksiz bakanlarına ver. Varsa 77 bin liran yun konsolunu alırsın Çınar’ diyorlar. Bu düzeni değiştirmenin, bu kara düzeni ortadan kaldırmanın, Çınar’ın da yüzünü güldürmenin sözünü veriyor CHP. Çınar’ın ve babasının anasını ağlatanlar 65 bin liralık cep telefonunu 133 bin liraya sattıranlardır. 65 bin liralık cep telefonundan 67 bin lira vergi alanlardır. Çınar’ın babası 30-40 sene önce devlet memuru olaydı ya da beyaz yakalı, mavi yakalı olsaydı, Çınar’ın annesi de çalışsaydı beş beş yıla bir araba alıyorlardı, 10 yıla bir ev alıyorlardı. Ama şimdi Çınar’ın babası eğer babasından miras değilse veya milli piyangodan ikramiye çıkmadıysa Çınar’ın anasıyla babasının her sabah 06.00’da kalkıp işe gidip turşu gibi geriye gelenlerin ömürleri boyunca çalışıp bir ev almaları, bir araba almaları mümkün değildir. Almaya kalkanın karşısında Tayyip Bey belirir, bin 200 liralık arabadan bin 557 liralık vergi alır, 2.7 milyona getirir. İşte AK Partinin kara düzeni budur.

“O DÜZENDEN VAZGEÇİYORLAR”

Bu adaletsiz yüzde 90 vergiyi almaması gerekenlerden alanların, vergi verenleri, vergi verecekleri rahat bırakanların, yandaşa iltimas yapan, kıyak geçen, yandaşın vergisi parayı kazanmış, vergisi hesaplanmış, tam ödenecek zamana gelmiş, burada komisyonlardan onlara af çıkaranların tarafını görmek, hepimiz tarafımızı belirlemek durumundayız. Bu açlığa, sefalete çözüm bulmayanlar, çözüm bulamayacaklarını bilenler, bu kötü yönetimi artık milletin istemediğini görenler bir daha asla seçim kazanamayacaklarından emin olanlar kendilerini düzeltmek ve gerekirse bir dönem kaybetmek ders almak, yeniden iktidara hazırlanmak yani demokrasinin gelişli gidişli, milletin tercihine göre iktidar değişimlerini mümkün kılan, memnun olunmayanın gittiği, umut edilenin geldiği, yapamayanın gittiği, yapacak olanın geldiği ya da emeklinin, işçinin ‘Herkes kendisine en iyi taahhüdü yapanı seçer’ deyip kendinden yana politikalar söyleyenleri tercih edip iktidara getirebildiği bir düzeni ki bu düzen bu ülkenin savaş meydanlarında kurulan sonra Cumhuriyet’i kuran sonra da çok partili rejimi getirip, milletin istediği getirip, istediğini götürmesine, karar vermesini bu ülkeye hediye eden CHP’nin en önemli bu ülkeye kazanımıdır, kazandırdığı iştir. İşte o düzenden vazgeçiyorlar.”

“İKTİDARA GELECEK PARTİYE DARBE”

Özel, “Milleti adaysız, milleti partisiz, kurumsuz, partiyi lidersiz ve seçimi alternatifsiz, yani kendileri açısından rakipsiz ya da rakibini kendilerinin belirlediği, şeklen olduğu, değiştirme ümidi olanların kararlılığı olan, sandığa küstüğü; değiştirmek istemeyenlerin düşük katılım oranlarında birileriyle iktidarlarını sürdürdükleri şekli bir demokrasiye dönmek istiyorlar” dedi.

“İşte ne yaşıyorsak, içerideki dinamiklerini konuşuruz, dışarıdaki dinamiklerini konuşuruz. Ama ne yaşıyorsak, yaşadıklarımızın hepsi kulakta çınlayan, zihinden gitmeyen ve asla kabullenilemeyen bir gerçekliğin direnmesinden kaynaklanmaktadır. O gerçekliğe direnilmesinden kaynaklanmaktadır” diyen Özel, şöyle konuştu:

“Doğrusu, milletin dediği odur, dur. Kendi sözü: ‘İstanbul’u kazanan Türkiye’yi kazanır, İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi kaybederdir.’ Yıllar sonra İstanbul, üç tercih üst üste kimin yöneteceğine karar vermiş. Bundan sonra da o kişinin Türkiye’yi yönetme ihtimali belirginleşmişken işte yapılan iş, bir sonraki cumhurbaşkanına, bir sonraki iktidara yapılan darbedir. Şimdi yaşanan, o iktidara gelecek olan partiye darbedir.

“BU SALONDA BİR KEZ DAHA KAYBETMEYİ HAZMEDEBİLEN KİMSE OLDUĞUNA İNANMIYORUM”

Kısaca hatırlayalım. üç yıl önce bu kara düzeni değiştirmek için hep birlikte yola çıktık. Üç yıl önceki seçimde Tayyip Bey, o seçimde kendisi açısından böyle bir risk görmediği için istediği gibi bir seçime gitmeyi başardığı için partinin başına bunlar gelmiyordu. Çok kazanmamız gereken bir seçimin üzerinde çok konuşmamız gereken hatalarımızla, kusurlarımızla, şimdi baktığımızda başka türlü yorumlayabileceğimiz işleri kaybettik ve kahrolduk. Bu salonda o seçimin ertesi sabahı, dışından ya da içinden ağlamayan, gırtlağından ekmek, peynir, zeytin geçebilen, günlerce kendine gelebilen, yani kaybetmeyi, bir kez daha kaybetmeyi hazmedebilen kimse olduğuna inanmıyorum bu salonda. Kimse yok. Bu anlayış, bir daha kaybetmemeliyiz, diyen anlayış; yeter artık diyen anlayış; CHP değişirse Türkiye değişir, önce CHP’yi değiştireceğiz, sonra yönetimi değiştireceğiz, Gazi’nin partisini bir daha iktidara getireceğiz diyen anlayış… Bu ülkede genciyle, kadınıyla, her yaştan tecrübeli ama 10. Yıl Marşı’nda söylendiği gibi her yaştan genciyle hep beraber bir değişime inandılar ve gerçekleştirdiler. CHP’lilerin, kazananıyla kaybedeniyle o seçimi, boynunda yeni bir şeref madalyası vardı. Aynı ülkeyi kuran Gazi’nin yanında duran, ülkenin ikinci Cumhurbaşkanı olan İnönü’nün 14 Mayıs 1950 günü seçimleri Demokrat Parti’ye kaybettiğinde, ‘Herhalde bunlara vermeyeceksin Paşam.’ diyenlere karşı yaverine not yazıp Demokrat Parti’ye yollayan ve ‘Paşa, devir teslimi hazırdır. Sizi tebrik etmektedir.’ diyen İsmet Paşa’nın madalyası var, madalyası. Demokrasi madalyası. O gün Demokrat Parti, Türkiye Cumhuriyeti’nde seçimle iktidara gelen, iktidarı seçimle değiştiren ilk parti unvanını ve madalyasını alırken; seçimi kaybettiğinde sonuçlarına saygı gösteren ve demokrasinin gerçekten geldiğini tescilleyen madalya da İsmet Paşa’nın. Bizim kurultayımızda da ilk kez Türkiye’de bir siyasi partinin genel başkanı ikili yarışla değişti. Bendeki madalya ne kadar büyükse, o gün o seçimde genel başkanlık görevini bırakanın da o görevi bırakabilseydi, bırakmayı bilseydi madalyası daha büyük olacaktı.”

“GELECEĞE YÖNELİK UMUT SLOGANLARI ATALIM”

Özel, “Hain Kemal” sloganlarının yükselmesi üzerine, “Arkadaşlar, ihanet; yüksek sesle başkalarından duyulduğunda değil, yalnız kaldığında, içinde hissedildiğinde cezalandırandır. O yüzden, lütfen bu salonda, bu yüce çatı altında öfke cümlesi yerine geleceğe yönelik kuracağımız cümleleri bekleyelim. Geleceğe yönelik umut sloganları atalım” ifadesini kullandı.

Özel, şunları kaydetti:

“Biz iktidara gelmek için genel seçimlere gün sayarken ve bir yandan partide 10 ay önce beş parti birlikte yüzde 25 oy almış, şimdi yüzde 38 oy almış. Son ankette, kurultaydan önceki en iyimserinde partinin oyu yüzde 14, kararsız protestolar yüzde 40’larda gezerken; değişimle, umutla, doğru adaylarla, gençlerle, kadınlarla, bilimle, doğru bir kampanyayla, doğru bir stratejiyle CHP o büyük değişimden dört ay, beş ay sonra yüzde 38 oyla, 47 yıl sonra kurulduğu gün gibi Türkiye’nin 1’inci partisi oldu ve kurulduğu günden beri AK Parti’yi yenen ilk parti oldu. Bu yüzden bu değişimi, bu değişimin rüzgarını, kararlılığı, azmi görenler; kararı iktidarı değiştirmeye verdiğimizi görenler; başa gelince, kazanınca, başarınca şekil, anlayış değiştirmediğimizi görenler; kendi adaylığımın peşinde koşmadığımı, milletin istediği bir adayı ancak partinin, sonra da o darbe sonrası 15 milyon 500 binin oyuyla adaylaştırdığımızı görenler… ‘Onu hapse attık, diplomasını yaktık, artık olamaz o’ deyince yine ‘Sıra bize geldi’ demek yerine, bu görevi her birimiz yapabiliriz. Bu görevi yapabilecek çok kuvvetli adaylarımız ve mutlaka ve mutlaka Erdoğan’ı yenecek en doğru adayımız vardır. O kararı vereceğim. Seçimi alacağım.’ dediğimizi görenler işte bugünlere giriştiler.

“EŞLERE, EVLATLARA SALDIRACAK KADAR KÜÇÜLDÜLER”

Sürecin tamamını ailelere, evlatlara, eşlere, dostlara haksızca saldıracak kadar küçülerek sürdürdüler. O süreçleri hep birlikte gördük. O günden bugüne açık, gizli bir sürü şey duydum. Öyle bir hal aldı ki ben mesajı okuyorum. Ben orada yokum dediğim ya da oradan buradan fısıldayana; ben iktidar yürüyüşünden vazgeçmeyeyim, meydanlardan çekilmeyeyim, Ankara’ya dönmeyeyim, makbul muhalefet olmayayım, kazanacak adayın değil şekli bir yarışın tarafı olmayı reddediyorum dedik. Ben bunu söyledikçe ilk günlerde Ekrem Başkan’ın eşine ilk başta koşanlar, hapiste ziyaret edenler, gözaltı sürecinden sonra yapılan tutuklamaya itiraz edip cezaevi ziyareti yapanlar, yaptığımız kurultaya katılıp ayakta alkışlayanlar; bir yandan birilerinin bizi ‘Biz Ekrem’i yedik, bitirdik. Kazanacak başka adaya bakma. Partinin başında otur. Bizim için makbul olan budur.’ diyenlere ‘Hayır.’ cevabını biz verince, belki bizim de olur. Eğer partiyi bize verirseniz biz alıştığınız gibi oluruz. Biz bildiğiniz gibi oluruz. Biz alıştık kaybetmeye. Bir kez daha kaybeder, partinin başında otururuz. Karşımızda, 5 Kasım Kurultayı’nı hazmedemeyenlerle 31 Mart yerel seçimini hazmedemeyenlerin, yani Mutlak Sultan’la Mutlak Butlan’ın ittifakı var.”

“BİZ O KAPIYI KAPATTIRMASAYDIK…“

CHP Genel Merkezi’ne yönelik gerçekleştirilen polis müdahalesini hatırlatan Özel, o süreçte Genel Merkez binasının önüne gelen ve parti üyesi olmadığını öne sürdüğü kişiler hakkında yaşananları anlattı. İçeride kimlerin bulunduğuna ve kapının kapatılmasına yönelik iddialara yanıt veren Özel, tüm kayıtların ortada olduğunu vurguladı. Gençlik kollarını korumak adına hareket ettiklerini belirten Özel, “Hani diyorlar ya ‘içeride bilmem kimler vardı, kapıyı kapadı.’ Açıkça söylüyorum, bütün kayıtlar ortada. Gençlik kollarının karşısına onlarla gelince biz o kapıyı kapattırmasaydık, bu gençlik kollarının evlatlarının karşısına o olmadık tipler, bu partide hiçbirimizin kabul edemeyeceği şeyler olacaktı. Ama biz o kapıyı kapatarak evlatlarımızı koruduk. Onlar o kapıya dayanarak bu partiye en büyük utancı yaşattılar” dedi.

“ŞU ANDA İKİ TANE CUMHURİYET HALK PARTİSİ GÖRÜNTÜSÜ VAR”

Mevcut durumun hızla çözülmesi gerektiğini, bunun için de emek, gayret ve cesaret göstereceklerini ifade eden Özel, parti içinde iki farklı görüntünün ortaya çıktığını dile getirdi. Bir tarafta polis zoruyla dışarı atıldıkları baba ocağı ve orada oturanların bulunduğunu, diğer tarafta ise TBMM çatısı altında partiye ve ülkeye sahip çıkmaya çalışanların olduğunu belirten Özel, şu ifadeleri kullandı:

“Bugün burada oturanların meziyetleri, kaybetse de demokrasiye sahip çıkmak, kazanınca millete ayırmadan hizmet etmek, haklının yanında, haksızın karşısında durmak, mağdurdan yana olmak, her zaman ezilenin yanında durmak, karıncanın kardeşi olmak ve kazanmak için sadece ve sadece kendine güvenmek. Günü geldiğinde kazanma umuduyla iktidara yürümek varken diğer tarafta bugünkü iktidarla yürümeyi tercih eden ve bir haksız, hukuksuz mahkeme kararıyla bu partinin baba ocağında bulunanlar var. Burada onları tanımıyorsunuz. Onları tanımıyorsunuz. Onları tanımıyorsunuz.”

“GENEL MERKEZ’DEKİ BASIN DANIŞMANI BU PARTİNİN BİR EVLADI DEĞİL”

Özel, genel merkez bünyesinde göreve getirilen bazı isimleri de eleştirerek, şöyle konuştu:

“Örneğin bugün genel merkezdeki basın danışmanı bu partinin bir evladı değil. TGRT’nin, TGRT’nin 1,5 yıldır TGRT’den maaş alan, 1,5 yıldır her türlü haksız, edepsiz, arkadaşlarımızla uğraşan, partimizle uğraşan, yalanları köpürtenler, köpürten birisi gelmiş partide basın danışmanı olmuş. Sizin helal, her bir damlası helal alın teriyle kazanıp da partiye ödediğiniz aidatlarla alınmış arabalara ‘haram mal’ diyecek kadar yerin dibine geçmişler, oturuyor orada.

Bugün, her gün mahkeme mahkeme gezen, butlan kovalayan, oradan buradan yalancı şahit ayarlayan, her seferinde önce inkar eden, sonra pişkinlik eden, geçmişte bu partinin kanını emenler o partide şimdi devlet karşısında güya partinin avukatı olmuşlar. Bizim haklı başvurumuzu haksız şekilde geri çekmeye kalkıyorlar. Bizden birileri değil, bir başkaları oturuyor orada.

“İTİRAFÇI ALÇAKLAR PARTİNİN ÇATISINDA OTURUYOR”

‘Şu kişiye iftira atar, bana da şu kadar para verirsen savcı yolladı beni buraya’ diyen, benim suçüstü yaptığım, Türkiye’den kaçarken yakalanan ve ev hapsi alan bir avukat… Ev hapsini kaldırmışlar, partinin çatısında, balkonunda keyif yapıp ‘Cumhuriyet Halk Partisi arınmaya başladı’ diyor. İtirafçı alçaklar partinin çatısında oturuyor. Karşımda belediye başkanım gözümün içine bakıyor. Bu partide ilk gün biz partiden atıldıktan sonra hayır lokması dağıtır gibi çikolata dağıtan, Ferdi’nin elektrik çarpması sonucu canıyla uğraştığı o gün Yeni Akit gazetesine ‘çarpıldı’ diye dalga geçen karikatürü çizen kadın çikolata dağıtıyor baba evinde. Evladımız Gülşah’a ölüm döşeğinde, ameliyatta, yoğun bakımda, ölünce kabrinde namusuna iftira atanlar şimdi gidiyorlar, o partide göbek atıyor alçaklar.

“ESKİMİŞ, KÖHNEMİŞ, YOZLAŞMIŞ BİR KARA DÜZENİ ARKAMIZDA BIRAKTIK”

Konuşmasının başında genel merkezden polisle çıkarılma sürecini ve sonrasında yaşanan halk hareketliliğini hatırlatan Özel, bu sürecin kendileri için bir dönüm noktası olduğunu vurguladı. Özel, milletin bu oyunu bozduğunu belirterek, şu ifadeleri kullandı:

“Milletimiz, sizler bu oyunu bozdunuz. Genel merkezden polisle atıldığımızda Meclis’e yürüyüşümüz, bu çatıya sığınışımız ve buradaki başlangıcımız bir milattır. Meclis’in önünde Milli Egemenlik Parkı’ndaki dolu altında yürüyen o on binlerin sahip çıkışı bir milattır. Biz o yürüyüşle eskimiş, köhnemiş, yozlaşmış bir kara düzeni ve o kara düzenle iş birliği yapanları arkamızda bırakarak iktidar yürüyüşüne başladık sizinle birlikte.”

“ERDOĞAN, SEN O TOMA’NIN ŞOFÖR KOLTUĞUNDA OTURUYORSUN”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın süreçle ilgili yaptığı açıklamalara tepki gösteren Özel, Erdoğan’ın 10 gündür ölçüp biçtiğini, neler olduğunu gördüğünü ve şimdi nedamet getirdiğini savundu. Erdoğan’ın “Biz bu işin hiçbir yerinde yokuz” dediğini aktaran Özel, kumpas davalarını hatırlatarak Ahmet Tatar, İlker Başbuğ, Tuncay Özkan, Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal’ın bu kumpasları çok iyi bildiğini ifade etti ve Erdoğan’a şöyle seslendi:

“O kumpaslarda sen nerede duruyorsan şimdi de tam orada duruyorsun. Tam orada. Şimdi şunu söyleyeyim Erdoğan: Hani hiçbir yerinde yokum diyorsun ya, önümüze altı kere barikatlar çektiğin, TOMA’ları dizdiğin, dolunun altında o üstüne çıktığım TOMA var ya, sen o TOMA’nın şoför koltuğunda oturuyorsun. 19 Mart’ta darbeyi yapan da 21 Mayıs butlan darbesini yapan da ardından polisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu partiye sokan, bunların hepsini yapan sen, senin şımarttığın İstanbul Cumhuriyet Başsavcın, ödüllendirdiğin bakanın, tapularının hesabını veremeyen, o kadar malı, mülkü ne yaparak edindiğini senin de açıklayamadığın, açıklatmadığın celladın elinde, talimatı sen verdin ‘Kes bunların boynunu” diye.”

“BİZ O GÜN EN BÜYÜK RAKİBİMİZE ‘DARBE YAPILDIĞINDA OLMAZ’ DEMİŞTİM”

Meselenin CHP içi bir mesele olmadığını, Erdoğan ve rejim ile millet arasında bir mesele olduğunu vurgulayan Özel, şöyle devam etti:

“Buradan Erdoğan’a şunu hatırlatmak isterim: 15 Temmuz darbesine kadar az zulmetmedin. 15 Temmuz darbesinde şımarttıkların, ne istediyse verdiklerin, sırtını sıvazladıkların, altına F-16 çektiklerin bu Meclis’i bombaladı. Altına tank verdiklerin bu milleti ezdi. O gün, o darbeye karşı, o darbeye karşı ilk telefonu ben açtım AK Parti’ye. Milletvekillerimizle birlikte 15 kahraman arkadaşla 15 kişi vardık Ankara’da. Kapalıydı Meclis, kapalı Meclis’i açtırdık. Çıktık, ‘100 yıllık partiyiz’ dedik, ‘Yeneriz, yeniliriz ama darbecilere teslim olmayız. Seçilmiş, seçilmiş parlamentonun, seçilmiş parlamentonun, demokrasinin arkasındayız. Darbenin tam karşısındayız.’ Ertesi sabah, bu tutumumuza teşekkür iletenler, önümüzde taziye gibi tebrik kuyruğuna girenler, Erdoğan’a gidip de Özgür Özel’in, Cumhuriyet Halk Partisi’nin durumunu söyleyenler, A Haber’de ‘Bize beklenmedik bir şey… Daha önce çok olumsuz şeyler söylüyordu, bu gece tarihi bir tutum aldı’ diye sabaha kadar yayın yapanlar şunu kendi kendilerine bir hatırlasınlar. Biz o gün en büyük rakibimize ‘Darbe yapıldığında olmaz’ demiştim, ‘Biz burada duramayız’ demiştim. Şimdi 10 gündür susan Erdoğan’a, ‘Ben hiçbir tarafında yokum bu işin’ diyen Erdoğan’a soruyorum: ‘Hiçbir tarafında yokum’ demek, bir yerde oturup da ‘Susuyorum, izliyorum’ demekle olmaz. Darbeye karşı olunur. Biz 15 Temmuz akşamından alnımızın akıyla çıktık. Siz 19 Mart ve 21 Mayıs darbeleriyle aslında demokrasinin tarafında değil, demokrasiden sebeplenerek milletinin sırtında, hatta gerekirse milletin kararının karşısında olduğunuzu gösterdiniz.

“ELİNİZDEN GELİNİ ARKANIZA KOYMAYIN”

Kurultayımızı iptal etmek için 2,5 yıldır her şeyi yaptılar. Önce ‘delegelere bin 200 tane cep telefonu dağıtıldı’ dediler. Bir tane bile ispat edemediler, iddianameye bile yazamadılar. Utanmadan ‘KİPTAŞ’tan ev edinildi’ dediler. ‘Hangi ev? Göster’ dendi. Bir kelime bile edemediler. İddia dahi edemediler. Dava yürüyor. Hakim soruyor: ‘Para verildi demişsin. Nerede gördün?’, ‘Görmedim’, ‘Nerede duydun?’ ‘Başkasından duydum’, ‘Kimden duydum?’, ‘Kimden duyduğumu da unuttum.’ Bu iftira, yürüyen bir süreçteyiz.

Dün bütün kurultaylar iptal edilip 38. Kurultay’ın delegeleri ayaktayken Anayasa Mahkemesi de ‘Delegenin yarıdan bir fazlası diyorsa önünde kurultayın hiçbir engel olamaz’ derken biz 15 gün sürede 552 delegemizden imza toplamak üzere dün sabah harekete geçtik. Dün sabah harekete geçmemizle birlikte ’15 günde 552 olur mu?’ sorusuna cevap aranırken, ben onlara inanan genel başkanları olarak ‘3 günde bile toplanabilir o sayı’ derken 12’yi çeyrek geçe 600 sayısına ulaştı delege. Rakam hızla 800’ü aşıp bine doğru ilerlerken bir soruşturma haberi daha. Aklınca gözdağı verecek, aklınca korkutacak. Diyor ki: ‘Delegelerin ve yakınlarının hesaplarına bakacağım.’ Elimizden geleni ardınıza koymayın.

“TÜM DEMOKRATİK SİSTEM SALDIRI ALTINDADIR”

Zaten kurultayı iptal ettiyseniz bir şeyleri biliyor, ispat ediyor olmanız lazımdı. Anlaşılıyor ki yeni bakıyorsunuz. Buradan söylüyorum: Cumhuriyet Halk Partisi’nin hangi dönem seçilmiş olursa olsun hiçbir delegesi ne kendi iradesini sizin tek adaylık hükümetlerinizde delege başına verdiğiniz o kol saatleri var ya, o güzel saatler var ya dağıtıyorsunuz ya, ‘Kesin bunlar da yapıyordur’ diyorsunuz ya… Delegelerin hesapları ortada. Yakınlarının hesapları ortada. Bir selamımla bin imza yollayanlara helal olsun. Sonuna kadar yollar açık olsun.

İmam-ı Şafii’ye soruyorlar: ‘Fitne zamanında hakikati ve hakkı tutanları nasıl anlarız?’, ‘Düşman okunu takip ediniz’, diyor, ‘O sizi hak ehline götürür’. Bugün düşmanın oku demokrasi ve adalet isteyenlere, bugün düşmanın oku Gazi Mustafa Kemal’in partisine, Cumhuriyet Halk Partisi’ne yönelmiştir. Tüm demokratik sistem saldırı altındadır. Milletimizin iktidarı değiştirme iradesi saldırı altındadır. Bugün CHP’yi kurtarmak bir partiyi kurtarmak, CHP’yi savunmak bir partiyi savunmak değildir, bugün CHP’yi savunmak demokrasiyi savunmak, CHP’yi kurtarmak Türkiye’nin gelecek umudunu kurtarmaktır.”

“ÜLKEYİ YÖNETENLERİN ARKASINDA MİLLETİN DESTEĞİ YOK”

Özel, şöyle devam etti:

“Ülkeyi yönetenlerin arkasında milletin desteği yoktur. Onlar müesses nizamı korumak için; yani haksız vergiyi, sömürü düzenini, alın terinin sömürüldüğü bu düzeni savunmak için bambaşka işlere girişmişlerdir. Şimdi geldiğimiz noktada milletten meşruiyet alamayanlar Amerikan Büyükelçisi Tom Barrack, ‘Trump akıllı adam, Erdoğan’a onda olmayanı veriyor, her istediğini alıyor’ demiştir. Buna bir kelime söz söyleyecek babayiğit bir AKP’li çıkmamıştır.”

“İLK VE SON KEZ BU AÇIKLIKTA KONUŞUYORUM”

Özel, grup salonunda bulunanların kendisini göremedikleri için konuşmalarının ardından konuşmasını keserek toplantının tarihi bir toplantı olduğunu belirterek, şunları söyledi:

“Kendi aranızdaki yüksek ses insicamı bozmanın ötesinde, hepiniz tek yüreksiniz, buraya yüreğinizi koymuşsunuz; bu muhteşem tarihe geçen atmosfere, o TGRT denen zübükler leke sürer; ‘Aralarında tartıştılar’ diye. Aman ha. Ben de zorluğu görüyorum. 3 bin 200 kişi kapıda, kapasitenin dört katı insan burada ama bugüne kadar hiç söylemedim, hiç konuşmadım, partiye zarar vermemek için, partinin geleneklerine, geçmişine, değerlerine leke sürmemek için hiç konuşmadım. Şimdi ilk ve tek kez bu konuşmayı, bu açıklıkta yapıyorum. Bunu tammalayayalım, sonra çok başka zamanlarda en güzel, en rahat yerlerde sizleri ağarlayalım.”

“BUTLAN KARARINDAN ÖNCE TRUMP’TAN DESTEK İSTENDİ”

Özel, ABD Başkanı Donald Trump’ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a meşruiyet verdiğini belirterek, şunları kaydetti:

“Meşruiyet sandıkla olur, milletle olur. Nadir toprak elementlerini sattı, Boeing’leri aldı, pahalı gazı aldı, ne söz verdiyse oğluna yaptı. Ayrıca 19 Mart darbesinden önce icazet aldı. Şimdi bize butlan kararı; butlan kararından hemen önce yine arama tarama. ‘Borsa çok düşecek, Varlık Fonu’nun tüm imkanlarıyla alacağım, bütün şirketlere kendi hisselerini aldıracağım. Ama bize destek verecek misiniz? Rızanız var mıdır?’ Ekime kadar ömrü var onun. Trump cirmi kadar yer yakar.”

ERDOĞAN İLE TRUMP’IN TELEFON GÖRÜŞMESİ

Özel, Trump’ın Erdoğan’dan bahsettiği ve daha sonra sildiği sosyal medya paylaşımını kürsüden göstererek şunları söyledi:

“Resmi hesapta altı saat durdu, okudunuz. Altı saatte Türkiye ayağa kalktı. Aramışlar, ‘İç politikada zarar veriyor. O tweeti kaldırsanız olur mu’ diye yalvarmışlar. O tweeti Trump altı saat okutup önce kaldırabilir ama bu aziz millet Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi mandayı da himayeyi de reddeder; Trump‘ın himayesindekiler. Bir de çıkmışlar, tüm bu yapılanlara ‘Derin devlet, devlet aklı’ diyorlar. Üç-beş insanın menfaatine kılıf uydurmak devlet aklı olamaz. Devleti kuran, ayakta tutan millettir. Devlet dediğin binadan, araçtan, gereçten ibarettir. Hakkaniyetle yönetirsen millet, devleti büyütür. Bu millet devletine saygı duyar. Çağırır, askere gider. İster, oğlunu gönderir. Ay yıldızlı al bayrakla şehit gelir, ‘Vatan sağ olsun’ der. Devlete her türlü hizmeti eder. Ama devleti milletin karşısına dikersen devletle milleti yarıştırırsan andolsun ki bu millet kazanır, bu millet kazanır, bu millet kazanır.

KURULTAY ÇAĞRISI

Bizi asıl yaralayan düşmanın attığı taş değil, zamanında dost bildiklerimizin bugün yaptıkları olmuştur. Bugüne kadar asla ağzımı açıp cevap vermedim, kötü söz söylemedim. Bugünden sonra da bu ortaya çıkan açık ifşaatla, bu milletin tepkisiyle CHP’yi aşan, muhalefetin tüm bileşenlerinden güç alan, dayanışma alan, muhalefeti aşan, milletin vicdanında köpürüp taşan bu haksızlıklara karşı; doğru adımlar atılır, geri adımlar atılır, en kısa zamanda milletin talebi olan, partinin talebi olan, partilinin talebi olan kurultay yapılırsa bu defter kapanır, önümüze bakılır, iktidara yürünür.

GENEL MERKEZ’DEKİ İŞTEN ÇIKARMALARA TEPKİ

Genel Başkan oldum, iki kişinin işine son verdim. Kurultay salonunda anonsumuzu yapmayan, şarkımızı çalmayanla o gün bizim arkadaşların tartaklanmasına vesile olan ikisini çağırdım. Öptüm, ‘Birlikte çalışacak yüzümüz kalmadı. Yüz yüze çalışamayız’ dedim. Daha önceden görüştüğüm iki kuruma; birine birini, birine birini aynı şartlarda işini vadettim. Dedim ki ‘Burada gerginlik olur ama çoluğunuz çocuğunuz var. Tazminatınızı vererek sizi başka iki yere gönderelim.’ Bu kadar. Onun dışında bir tane emekçinin ekmeğiyle oynamadım, ekmeğine elimi sürmedim. Genel Başkan ile gelip onunla giden özel kalem gitmişti. Teklif ettim, ‘Büronuzda çalışabilir, maaşını biz öderiz’ dedim. ‘Ocak’a kadar dursun sonra tazminat alsın’ dediler. ‘Olur’ dedim. Ne araca ne koruma araçlarına ne bir başka şeye ta artık işler çığırından çıkıp bizim korumalarla birlikte bir tasarruf genelgesini bahane edip, bugünlere geldiklerini görüp köprüleri atmaya vesile olana kadar bugün partiye bu kötülükleri yapan şahsi avukatın dahi görevini sürdürmesi için önceden nasıl maaş alıyorsa aynısını almasına devam ettim.

Şimdi gelmiş o iğrenç bıyıklı, gelmiş TGRT’ci, bu partide 24 yıldır çalışan, hepimize emeği olan; Baykal’a, Kemal Bey’e, bana emeği, hizmeti olan canım arkadaşlarımızı, 24 yıllık emeği tazminatsız çıkarmış. Kamuoyu tepki gösterince ‘Bir inceleyeceğim’ diyor. Gün gelecek, bugün o binaya o haksızlıkları yapanları, o berduşları sokanları, TGRT aparatlarını, iftiracı avukatları ben çok güzel bir şekilde inceleyeceğim.

DESTEK VEREN TÜM KURUMLARA TEŞEKKÜR ETTİ

Sözün sonu: Saflar nettir. Otokratlarla demokratlar mücadele etmektedir. Ben buradan bu mücadelede uğradığımız bu haksızlıkta, dayanışma gösteren başta siyasi partilere ve genel başkanlarına, sendikalara, Barolar Birliği’ne ve barolara, bütün meslek örgütlerine, sivil topluma, tüm kurumlara, Atatürkçü Düşünce Derneği’ne, tarihi kapağıyla Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ne, tüm kurum ve kuruluşlara çok teşekkür ediyorum. Ama teşekkür bir son değil, bir virgüldür.

GENEL MERKEZ’DEN MECLİS’E GÖNDERİLEN YAZIYA YANIT

Bundan sonra eğer mücadele sürerse biz kazanacağız. Destek sürerse biz kazanacağız. Dayanışma büyürse biz kazanacağız, Türkiye kazanacak. Bu Meclis’e bir yazı yazılmış ‘Grubumuz yoktur’ diye. Evelallah grubumuz buradadır, birdir, bir aradadır, ayaktadır. CHP Grubu dimdik ayaktadır. Bu grup bir siyasi parti grubudur, adı CHP Grubu’dur. Bu grup bir yürüyüş grubudur, iktidara yürüyüş grubudur. Öfkeyi mücadeleye dönüştürmeye, enerjiye dönüştürmeye, hiç yorulmadan yürümeye, iktidara varana kadar yürümeye var mısınız? O zaman haydi bakalım, yürüyelim arkadaşlar.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu