Süreyya Cinik: “Bir çınar dalını kırarak güçlenmez”

“CHP’nin Kazanması Gereken Dava Birlik Davasıdır”
Rakibi Kim: İktidar mı, Kendisi mi?
Öfke Siyaseti mi, Ortak Akıl mı?
Partiler Kişilerin Değil, İlkelerin Evidir
Siyasi partiler, liderlerin etrafında kurulmuş taraftar kulüpleri değildir. Onlar, toplumun ortak hayallerini, değerlerini ve geleceğe dair iddiasını taşıyan kurumlardır. Bir siyasi parti, kişilere bağlılıkla değil; ilkelerine, hukukuna ve kurumsal kültürüne gösterilen sadakatle ayakta kalır.
Ne yazık ki siyaset, zaman zaman bu temel gerçeği unutur. Tartışmalar fikirler üzerinden değil, kişiler üzerinden yürümeye başlar. Eleştiriler ilkelere göre değil, taraflara göre değerlendirilir. Böyle olunca siyaset, çözüm üretme zemini olmaktan çıkar; aidiyetlerin çatıştığı bir alana dönüşür.
Oysa Cumhuriyet Halk Partisi’nin tarihi, yalnızca seçim başarılarının değil, demokrasi mücadelesinin de tarihidir. Bu tarih; farklı görüşlerin bir arada yaşayabildiği, zaman zaman sert tartışmaların yaşandığı ama kurumsal hafızanın korunduğu dönemlerle şekillenmiştir. Bugün de ihtiyaç duyulan şey, aynı demokratik olgunluktur.
Parti içindeki her görüş ayrılığını bölünmeyle sonuçlandırmak, siyasal mücadeleyi zayıflatır. Her kırgınlığı yeni bir başlangıcın gerekçesi yapmak, kurumsal aidiyeti aşındırır. Çünkü bir çınarın her dalı farklı yöne uzanabilir; ama köklerinden kopan dal artık çınarın parçası değildir.
Türkiye’nin içinde bulunduğu demokratik, ekonomik ve toplumsal sorunlar düşünüldüğünde, muhalefetin en büyük ihtiyacı parçalanmak değil; ortak hedefler etrafında güç birliği yapmaktır. Seçmen, kişisel hesaplaşmalar değil; ülkenin sorunlarına çözüm üreten bir siyaset görmek istiyor.
Siyasette sadakat, alkışlamak değildir. Sadakat, yanlış görüleni söyleyebilme cesaretidir. Hukuka sahip çıkmaktır. Parti tüzüğüne bağlı kalmaktır. Cumhuriyet’in kurucu değerlerini günlük siyasi hesapların üzerinde tutabilmektir.
Kurumlar, kişilerin gölgesinde küçülmeye başladığında demokrasi de küçülür. Liderler gelir, liderler gider. Genel başkanlar değişir, yöneticiler değişir. Ama bir partinin tarihi, ilkeleri ve toplumsal sorumluluğu devam eder. Bu nedenle kişilere değil, ilkelere sadakat gösterenler; aslında o partinin geleceğine sadakat göstermektedir.
Bugün CHP’nin önündeki en büyük sınav, kimin haklı olduğundan önce, nasıl bir siyaset kültürü inşa edeceğidir.
Öfkenin dili mi hâkim olacak, yoksa ortak aklın dili mi? Ayrışmanın kolaycılığı mı tercih edilecek, yoksa farklılıkları aynı çatı altında yaşatmanın demokratik erdemi mi?
Cumhuriyet’i kuran siyasi iradenin mirası, yalnızca geçmişe ait bir hatıra değildir; geleceğe taşınması gereken bir sorumluluktur.
O sorumluluk, kişilere bağlılıkla değil, ilkelere bağlılıkla taşınabilir.
Çünkü günün sonunda tarih, kimin kimi desteklediğini değil; kimin hangi değerleri savunduğunu yazar.”











