Gündem

YENİ Parti Grup Başkanvekili Murat Emir: “Takasın kesinliği hükmünün arkasından dolanıyorlar”

YENİ Parti Grup Başkanvekili Murat Emir, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında şunları dile getirdi:

“Basın toplantımıza İstanbul’da yaşanan sel felaketi sırasında yaşamını yitiren iki vatandaşımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı dileyerek başlıyorum. Tüm İstanbulluların böylesine bir felaket sırasında, yaşamın böylesine tıkandığı bir süreçte yetkililerin sözlerine, uyarılarına kulak vermelerini ve bu felaketi olabilecek en az zararla, can ve mal kaybıyla atlatmayı diliyoruz, umuyoruz.

Ancak böylesine bir sel felaketi böylesine ağır bir şekilde yaşanıyorsa, bizim de şapkayı önümüze koyup düşünmemiz gerekir. Özellikle son 25 yılın AKP döneminde beton ve rant odaklı belediyeciliğin bizi getirdiği nokta burasıdır. Evet, olağanüstü bir yağmur yağışı oldu ama bütün bunlara rağmen o çarpık kentleşme olmasaydı, o derelerin kapatılması olmasaydı, doğal drenaj yolları kapatılmasaydı, toprağa, çevreye, yeşile izin verilseydi, böylesine bir felaket yaşamazdık.

Baktığınızda özellikle 2013’te “kuru dereleri ıslah ediyoruz, kurumuş dereleri imara açıyoruz, zaten bunlar kurumuş” diyerek bir yönetmelik çıkarttılar. Etrafındaki 100 metrelik yapılaşma yasağını 10 metreye indirdiler. Yani oraları tekrar betona gömdüler ve oradan da rant elde ettiler. Bugün ödediğimiz bedel büyük oranda bu rant hırsının bir sonucudur. Bakın o sırada o yönetmeliği dava eden Şehir Plancıları Odası Başkanı Tayfun Kahraman’dı. Tayfun Kahraman hâlâ Anayasa Mahkemesi kararlarına rağmen bir inat uğruna cezaevinde tutulmaya devam edilen vatansever bir evladı bu ülkenin ve İstanbul’a hizmet etmiş bir şehir plancısı. Demişler: “Bu dereleri kapatırsanız, buraları ranta açarsanız, burayı betona boğarsanız, bir sel felaketi geldiğinde de altında kalırsınız.” Nihayet Danıştay gerçekten iptal etmiş. Ama ne zaman? 7 yıl sonra. O 7 yılda o gözü dönmüş AKP siyasileri ve onların yakın çevreleri İstanbul’un derelerini talan ettiler ve sonuçta bu felaketi bu yoğunlukta yaşıyoruz. İşte bugün hesap vermesi gerekenler bunlardır.

Yine aynı şekilde Şişli Belediye Başkanımız Resul Emrah Şahan. Niye hapiste olduğunu bilen var mı? Önce “Kent Uzlaşısı” dediler ama Kent Uzlaşısı davası düştü. Herkes beraat etti. Çünkü o gün onlar onu suç sayıyorlardı ama bu ülkede Kürt vatandaşların İstanbul’da belediye meclis üyesi olması ve yapılması asla suç değildir. O gün çözüm süreci yoktu, onu suç saydılar, Emrah Şahan’ı cezaevine koydular ama Emrah Şahan’ın asıl suçunun o 72 katlı gökdelene kilit vurması olduğunu çok iyi biliyoruz. İşte siz uzmanları, mimarları, şehir planlamacıları, kentlileri dinlemeyip rant elde edeceğiz diye, para kazanacağız diye kör hırsla böylesine şehirleri betona boğarsanız, sonuçta katlanacağınız, geleceğiniz yer de burasıdır.

Halk TV’ye dün karartma yapıldı. TMSF’ye devrettiler ve Halk TV’nin, Halk TV üzerinden haber alan 86 milyonun anayasal haklarına tecavüz ettiler, Anayasal haklarını ihlal ettiler. Halkın haber alma hakkı, halkın televizyonu Halk TV’ye el konarak ortadan kaldırılmak istenmiştir. Çünkü bir yandan Ekrem İmamoğlu savunması, diğer yandan fon vurgunu, diğer yandan yaşadığımız onca felaket, diğer yandan boğazına kadar yolsuzluğa, arsızlığa batmış bir siyasi iktidar ve bütün bunları gizlerlerse, bütün bunlar konuşulmaz olursa, bütün bunlar ekranlara yansımaz ise sorun çözülmüş gibi yapacak vurdumduymaz saray eşrafı… İşte bunun için Halk TV’ye el koydular.

Tartışmaları görüyoruz: “Efendim siz bilmezsiniz o Halk TV’nin sahibini, neler neler var…” Bir defa eğer siz hukuk devletiyseniz, geçmişe dönük olarak elinizde dosyalar varsa bunlarla ilgili işlem yaparsınız, yapmış olmalısınız. Bugün tutup da “onun şusu da vardı, busu da vardı” deyip 10 yıl, 15 yıl önceye gitmek bir hukuk devletinin yapacağı iş değildir. Kaldı ki, Cafer Mahiroğlu tabii ki yargılanabilir, her birimiz gibi yargılanabilir. Ama biz her defasında ısrarla söylüyoruz: Sizin yargılamalarınız peşin cezalandırma, peşin tutuklama şeklinde. Önce tutukluyorsunuz, sonra delil aramaya başlıyorsunuz; 1 yıl sonra saçma sapan iftiralar üzerinden bir iddianame ortaya çıkıyor ve bu süreç böyle ilerliyor. Şu anda bizim 30’un üzerinde belediye başkanımız ve 200’ün üzerinde bürokratımız ve başka arkadaşlarımız cezaevinde tutuklu yargılanmayı bekliyorlar. İşte bu yüzden buna biz bir darbe diyoruz. İşte bu yüzden biz hukukun katledilmesi diyoruz. İşte bu yüzden yargı kolları üzerinden muhalefet partisine ayar verme, onu bir şekilde hapislerde tutsak ederek küçültme girişimi olduğunu söylüyoruz. Dolayısıyla hukuk devletinde herkes yargılanır ama hukuka uygun yargılanır. Siz her elinize geçeni delilsiz, ispatsız cezaevine koyarsanız elbette ki bunun adı hukuk olmaz.

Ama bir taraf daha var; aynı zamanda 200’e yakın medya çalışanı arkadaşımız işsiz kalma tehlikesiyle karşı karşıya. Her birimiz biliyoruz ki işsiz kalacaklar. Her birimiz biliyoruz ki Flash TV’de, TELE1’de ne yapıldıysa aynısı yapılacak. Hatırlayın, TELE1’de önce dediler ki: “Merak etmeyin…” Aynı kadrolu kayyumu yolladılar. Kadrolu kayyum penguen belgeselleri koydu, resimler koydu ve TELE1 çalışanları dediler ki: “Biz onurlu gazetecileriz, mesleğimize ihanet edemeyiz.” Çünkü gazetecilik kayyum eliyle, kayyum talimatıyla yapılacak bir iş değildir. Nitekim birinci ayın sonunda yüzde 65 küçüleceğiz dediler, “paramız yok” diyerek gazete çalışanlarını tazminatsız kapının önüne koydular. İşte Halk TV’de yaşanacak olan dramın bir yanı da bu taraftır. Zaten zar zor iş bulabilen basın emekçileri, Halk TV gibi gerçekten onurlu gazetecilik yapılabilen nadir yerlerden birinde emeğiyle çalışırken, şimdi işsizlikle karşı karşıyadır; baskıyla, tehditle, şantajla karşı karşıyadır.

Dolayısıyla biz halkın haber alma hakkı adına, basın özgürlüğü adına, ifade özgürlüğü adına ve bağımsız mahkemelerde tutuksuz yargılama hakkı adına yapılan operasyonu şiddetle reddediyoruz, asla boyun eğmeyeceğiz. Halk TV halkındır, halkın televizyonunu siz kapatamazsınız. Gerçekleri halkın görmesini bu şekilde engelleyemeyeceksiniz. Bu millet bütün gerçekleri görüyor, görecek, işitecek, duyacak. Her birimiz bir kamera, her birimiz bir gazeteci, her birimiz bir Halk TV olacağız ve bu iktidarın bütün ipliğini her gün pazara çıkarmaya devam edeceğiz. O sandık yaklaşırken susmuş, sinmiş, sandığa küsmüş, görmeyen, duymayan bir toplum yaratmak istiyorlar. Ama 86 milyon o bir kişiden de, o bir kişinin koltuk ihtirasından da büyüktür.

Yine aynı şekilde duyulmasını istemedikleri, korktukları rezaletin boğazlarına kadar içinde olduklarını açıkça ortaya koyan en önemli kriz, asrın vurgunu, fon vurgunu. Fon vurgunu ile ilgili sorular sormaya devam ediyoruz. 455 bin yatırımcı var, her birinin hakkı yenmiş. Türkiye ekonomisi sadece fonlar üzerinden 20 milyar doların üzerinde paranın çalındığı bir ekonomi olmuş. Borsadaki, diğer piyasalardaki gerçek reel sektördeki etkilerine bakarsanız, hesaplamalara göre 120 milyar doları aşan bir zarar var. Her birimiz kaybetmişiz, her birimizin cebinden çalınmış, her birimizin sofrasından çalınmış bunlar ve bunlar fon skandalı konuşulmasın istiyorlar, fon skandalının üstünü örtmeye çalışıyorlar.

Bakın çürümüşler, birbirlerine girmişler, vurgun vurmuşlar. Siyaset onun içerisinde, eski bakanların içerisinde, AKP MYK’sı olayın içerisinde, saraydaki çocuklar olayın içerisinde; Maliye Bakanlığı, SPK, BDDK, bürokratlar hepsi bu olayın içerisinde. Ama bütün bu olayların gerçek aktörlerinin bir tek gerçek sahibi var, o da Recep Tayyip Erdoğan, her birinin atanmasında onun imzası var. Dolayısıyla siyasi sorumluluk bütünüyle Cumhurbaşkanı’nın omuzlarındadır. “Reis müdahale edecek, merak etmeyin” sözleri geçersizdir. “Ucu nereye dokunuyorsa oraya kadar gideceğiz” sözleri anlamını yitirmiştir. Ucu nereye giderse gitsin gideceklerdi; gittikleri yer Halk TV’ye kayyum atamak, gittikleri yer gazetecileri hapse koymak, ev hapsi vermek, korkutmak, sindirmek… İşte bu kadar.

En önemli soru: Bu 455 bin mağdurun parasını ödeyecek misiniz? Belli değil. Dün komisyondaki o kanun tekliflerinde gördük ki, içi bomboş ve yetkililer o teklifi sahiplenmekte güçlük çekiyorlar. “Bu paraları ödeyecek misiniz?” sorusunun cevabı yok. Dolayısıyla “ne zaman ödeyeceksiniz?” sorusunun da cevabı yok. Dolayısıyla “ne kadarını ödeyeceksiniz?” sorusunun da aslında sağlıklı bir cevabı yok.

Bakın dün itibarıyla SPK 79, yani takas kesinliği hükmünün de arkasından dolanmaya çalıştılar. Takas kesinliği nedir? Bir yatırımcı bir işlem emri verdiyse artık o bir daha geri döndürülemez, o kesindir. O yatırımcı o riski almıştır, o emri vermiştir, o emrin gerçekleştirilmesi gerekir. Ama şimdi o seyredenler, yani onca manipülasyon olurken seyredenler şimdi diyorlar ki: “Biz geç uyandık. Takas kesinliği olmasın, biz geriye dönük olarak da bazı işlemleri iptal edebilelim.” Bir defa bu uluslararası sermaye piyasalarından kaynaklanan bir hüküm olduğu için bir defa akla uygun bir şey değil.

İkincisi, burada küçük yatırımcılar korunuyormuş gibi yapılır ama orada o manipülatif işlemleri yapanlar da korunur. Çünkü bunlar eninde sonunda o on binlerce, yüz binlerce yargı, mahkeme yağmuru altında alacaklarını alırlar. Dolayısıyla burada ciddi, akılcı ve iyi niyetli olmak gerekir. Bunlarda ne iyi niyet var -bu güne kadar çünkü sadece yandaşlarını korumaktan başka hiç bir şey yapmadılar- ne de akılcı bir idare var bu sorunu çözmek üzere.

O kadar ciddiyetsizler ki yasayı getiriyorlar, Mehmet Şimşek yok. Büyük ekonomist… Geldiği günden beri enflasyon yerinde sayıyor. Geldiği günden beri bir önceki bakanın verdiği faizin 5 katını veriyor. Enflasyonu düşürememiş, kamu borçlanmasını zirveye taşımış, yoksul halkın birikimlerini faiz olarak İngiltere’deki para babalarına aktarıyor. Hiç bir başarısı yok. Bir yıl önce görmüş ve seyretmiş, kendi sözlerinden anlıyoruz ve komisyona dahi gelmemiş. Ya SPK Başkanı?.. Sabah gelmemiş, “sağlık sorunları var” gibi bir şeyler söylediler. Bekledik, öğleden sonra yine gelmedi. Bu ne ciddiyetsizlik, bu ne ciddiyetsizlik?.. Hem bir yıl boyunca bu manipülasyonu seyredeceksiniz hem de komisyona gelip en azından milletvekillerinin sorularına muhatap olacak kadar dahi cesaretiniz yok.

Bakın SPK Başkan Yardımcısı ile milletvekillerimizin bir konuşması var. Dünkü tutanaktan okuyorum aynen: “Kasada kaç para var?” diye soruyorlar arkadaşlarımız. Hani ödeyeceksiniz ya, kasada kaç lira var? O da diyor ki: “Biz onu bir çalışalım da size anlatırız” diyor. Bir çalışacak beyefendiler, kasada kaç lira olduğunu bulacaklar, tenezzül ederlerse gelip komisyona bilgi verecekler. Komisyon nerede? Bitti, görevi bitti… Tamam geçmiş olsun. Komisyon Başkanı AKP’li Mehmet Muş bile diyor ki: “Ben de çalışarak geldiklerini varsayarak toplantıyı organize ettim ama demek ki biraz daha çalışmaları gerekiyor sorulan sorulara göre.” İşte bu kadar… AKP’li Komisyon Başkanı Mehmet Muş; o bile SPK Başkan Yardımcısını adeta azarlamış. Ya bir gün geleceksiniz, bir gün. Başkan gelmiyor, yardımcısını gönderiyor ve o da “kasada kaç lira var?” sorusunun cevabına “biz size çalışıp gelelim” diyor. Ciddiyetsizler, böyle gelecekseniz hiç gelmeyin.

Sonrasında yine bu ciddiyetsiz kişilere arkadaşlarımız soruyor. Diyorlar ki: “10 ay önce gördünüz, niye durdurmadınız? Bu vurgunu niye durdurmadınız?” Tutanaktan okuyorum; Ahmet Aksu, SPK İkinci Başkanı cevap veriyor: “Ürkütmemek için müdahale etmedik” diyor. Bu kadar açık, bu kadar açık arkadaşlar… Görmüşler, ürkütmemek için. Kimi ürkütmemek için? Manipülasyoncuları; rahat rahat çalın diye, rahat rahat şişirin, 450 bin vatandaşın birikimlerine konut diye.

Şimdi bir skandal daha: Hani ne kadar ödeyeceğiz? Merak etmeyin… En büyük soru: Ana paraları ödeyecek misiniz? Bunu soruyor arkadaşlar ama anlıyoruz ki ana paralar ödenmeyecek. Geçmiş olsun… Ana paralarının ödenmeyeceğini, mevcuttaki paralar üzerinden dağıtım yapılacağını ve o paralar bitince de -ki zaten dibe vurmuş- artık daha fazla ödeme yapılmayacağını oradaki konuşmalardan, cevaplardan açıkça anlıyoruz. İşte bunlar duyulmasın diye de bizi susturmaya çalışıyorlar.

Bir büyük skandalı daha paylaşayım, skandallar bitmiyor. Değerli arkadaşlar; 161 kişi bu TERA Fon’da yatırımcı, bu kapalı fon, bunu açmak istiyorlar. Açmak için 7 Temmuz’da KAP’a “SPK onayı vardır” diye bildirim yapıyorlar. Takasbank da KAP’a bakıyor, “bunların SPK onayı varmış demek ki” diyor ve böylelikle de bu TEFAS işlemi açtırıyor bu fon için ve artık ondan sonra o fona diğer yatırımcıların da para yatırmasını önü açılıyor. Böylelikle olmayan bir izinle bu fon devletin ilgili kurumlarının seyretmesi sonucunda işleme başlıyor. Açıkça görevini ihmal var, sahte evrak düzenlemek var, yanlış bildirim yapmak var, görevi kötüye kullanmak var… Bunlar en hafif suçlar ama gerçek bir MASAK olsa Türkiye’de bu ilgililerin hesaplarına bakıp hangi rüşvetlerin karşılığında bunların yapıldığını da ortaya koyar elbette. 23 gün sonra SPK diyor ki: “Bir dakika bizim onayımız yok.” Tamam durduruyorlar 23 gün sonra, 5 gün sonra onay veriyorlar.

Bu fon bu sayede 111 bin yatırımcıya ve 268 milyarlık bir büyüklüğe ulaşıyor; bu usulsüzlükler sonrasında 111 bin yatırımcı, 268 milyar liralık bir büyüklüğe ulaşıyor. SPK ne yapmış peki bu usulsüzlüğü yapanlar hakkında? 4 milyon lira ceza kesmiş. 268 milyar lira vurgun vuruyorlar, göz önünde vurgun vuruyorlar, her türlü suçu işleyerek yapıyorlar, SPK da gayet iyi biliyor ve “4 milyon lira ceza veriyorum size” diyor. Yani şöyle söyleyeyim: Öylesine akıl almaz bir süreçteyiz ki, yani milyar milyar liraları götürenlere 4 milyon lira ceza verecek kadar ve 4 milyar lira ceza ile yetinen bir siyasi iktidar ve bürokratları var.

Biz tekrar son ve önemli sorumuzu soruyoruz: Bunca vurguncu, bunca hırsız, bunca arsız, bunca milyar milyar liraları kaçırırken, kazanmış gibi görünürken, hesabına aktarırken seyreden bürokratlar, seyreden bakanlar, seyreden siyasetçiler, o vurgun vuranların yakını bürokratlar; daha bir tanesi bile istifa etmedi. “Ucu nereye kadar gidiyorsa gitsin, gideceğiz” dediler, gittikleri Fatma Betül Sayan Kaya. Onu biz söyledik, Hayati Yazıcı’nın oğlunu biz söyledik. Hâlâ işlem yapmaya devam ediyor. Bütün hikaye bu.

Baktığınızda cezayı peşin veren, tutuklamayı peşin veren, kayyum atayarak kanalı peşinen yok eden ve yargıyı, Türkiye siyasetini dizayn etmek üzere ve bu her yerinden dökülen, boğazına kadar yolsuzluk bataklığına batmış siyasi iktidarı düştüğü bataklıktan kurtarmak üzere çalışan bir yargı ile baş başayız. Ama herkes bilsin ki, Türkiye bu cenderenin içine sığmaz. Bu millet bu kadar haksızlığa, bu kadar arsızlığa asla izin vermez, vermedi, vermeyecek.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu