Murat Emir: Asrın yolsuzluğu yaşanıyor! Fon kriziyle ilgili Kanun teklifimiz mecliste

YENİ Parti Grup Başkanvekili Murat Emir bugün TBMM’de düzenlediği basın toplantısında şunları dile getirdi:
“Bugün Şanlıurfa’da 5.4 büyüklüğünde bir deprem yaşandı. Depremde şu ana kadar bildirilen can kaybı olmamış olması sevindirici. Ama depreme karşı kentlerimizi, binalarımızı daha korunaklı yapmamız gerektiği gerçeği bir kez daha bizle karşı karşıya geldik. Dolayısıyla bu konuda atılması gereken adımların ivedilikle atılması, depremle ilgili toplanan vergilerin de gerçekten kentlerimizi, binalarımızı daha güçlü yapmak için kullanılması şart. Bir kez daha bu konuyu öğrenmiş olduk.
Bir fon krizi yaşıyoruz. Asrın yolsuzluğu yaşanıyor. Birileri devletin birimlerinin, Maliye Bakanlığının, BDDK’nın, SPK’nın, Borsa İstanbul’un gözetiminde, denetiminde, iç içe geçmişliği içerisinde asrın vurgununu vurmuşlar ve bu yolsuzluğu yaparken de gerçekten son derece gözleri dönmüş, kendilerine güvenmişler, birilerine sırtlarını dayadıklarını hissettirmişler.
Ve bugün, onu seyredenler, yani fon krizinin geldiğini SPK söylemiş bir yıl önce. Olağanüstü fiyat hareketleri görüyorum, bunlar olağan değil, bunlarla ilgili mutlaka bir şeyler yapılması gerekir demiş. 9 ay önce Mehmet Şimşek ‘burada yanlışlıklar var, adım atacağız’ demiş. Gazeteciler söylemiş, ekonomistler söylemiş, siyasetçiler söylemiş, seyretmişler. Sonra 28 Ağustos’a kadar kazanacaklarını kazanmışlar, vurgunlarını vurmuşlar, götüreceklerini götürmüşler ve bugün de Mehmet Şimşek nihayet geldi, Finansal İstikrar Komitesi’ni toplayacakmış ve bunun üzerinden de bu fon krizinin etkilerini nasıl ortadan kaldıracaklarını tartışacaklarmış.
Bir defa çok geç kaldınız. Siz bu sorunun, bu krizin, bu vurgunun içindesiniz. Ta göbeğindesiniz. Siz sorumluluk makamındasınız, görevini yapmayansınız. Bir an evvel istifa etmelisiniz. Sizin ve sizin komitenizin bu sorunu çözme kabiliyeti yoktur. Ama biz size, Türkiye’nin önüne, daha önce Sayın İzmir Milletvekilimiz Ümit Özlale hocamızın açıkladığı kanun teklifimizi bırakıyoruz.
Yapılacak iş bellidir. Şöyle bir gerçeklikle karşı karşıyayız. Eğer bugünkü mevzuatla hak kaybına uğrayan vatandaşlarımızın haklarını vermeye kalkarsanız ancak %10’u haklarına kavuşabilecekler. %90’ı haklarına kavuşamayacak. O halde yeni bir düzenleme yapmalısınız.
Yeni düzenleme yaparken, öncelikle bir tasfiye kurulu oluşturulmalı. Yepyeni bir tasfiye kurulu. Ve tasfiye kurulu, öncelikle hak kaybına uğrayan vatandaşlarımızın gerçek hak kaybını hesaplamalıdır. Gerçek hak kaybı ne kadardır? Gerçekten de o vatandaşımıza kamunun ödemesi gereken para ne olmalıdır? Bu sorunun cevabı çok önemlidir.
Ve bu para nasıl bulunacaktır? Bu para, 28 Ağustos’tan önce satanlardan, bu arada 4 günlük para ve mal transferi dondurulmadan bir şekilde paraları kaçıranlardan takip edilmeli, tahsil edilmeli ve onlardan gelecek paralar ile vatandaşlarımızın hakkı ödenmelidir. Eğer bu yöntem uygulanırsa, vatandaşlarımızın, hak kaybına uğrayan vatandaşlarımızın tek lira kamu kaynağı kullanılmaksızın %80’inin haklarına kavuşması olanağı doğacaktır. Yapılması gereken budur. Çalanlar belli, götürenler belli, yurt dışına transfer edenler belli, seyredenler belli, içinde olanlar belli, o halde bizim de yapacağımız bellidir. Onlardan o paralar alınacak, gidildiği yere kadar gidilecek, paralarına, mallarına gidilecek ve oradan getirilen paralarla da bu vatandaşlarımızın zararı karşılanacaktır.
Bakın öyle bir şey ki değerli arkadaşlar, SPK’nın içerisinde bakan çocukları var, bakan eşleri var, SPK başkanı milletvekilinin oğlu. Bir önceki SPK başkanı Ali Fuat Taşkesenlioğlu’nun kız kardeşi Zehra Taşkesenlioğlu ile nasıl ilişkilere girdiğini, daha birkaç yıl önce görmüştük ve nasıl akladıklarını, nasıl takipsizlikle onca yolsuzluğun üstünü örttüklerine hep birlikte tanık olmuştuk.
Aynı şekilde, daha bunlarla ilgili bütün bu olağanüstü fiyat hareketleri, fon şişirilmeleri ve olağanüstü zenginleşmeler ortalığa saçılmışken, dördüne yatırım bankası kurma hakkı veren Şahap Kavcıoğlu var, o da eski yine AKP milletvekili. Ve baktığınızda altın kardeşlerden tutun, bezmenlere gelin, diğer bakanlara gelin, saray danışmanlarına gelin, eski bakanlara gelin, milletvekillerine bakın, burada bunca yolsuzluğun herkesin bildiği, herkesin gördüğü, herkesin balon şişiyor dediği, bu balon bir yerde patlayacak zararı küçük yatırımcı görecek dediği bir yerde, bunların siyasi destek olmadan, siyasete sırtını dayamadan başarılı olabilmesi mümkün müdür? Tabii ki değil. Dolayısıyla yapılacak iş bellidir, bizim kanun teklifimiz meclise gelmiştir. Artık bundan sonra bu adımlar mutlaka atılmalıdır.
Demişiz yatırımcıların korunması amacıyla bazı yatırım fonlarının adil tasfiyesi. Bu yatırım fonlarını tasfiye edeceğiz ama adil edeceğiz. Yükü, masum vatandaşlarımıza, 86 milyonun sırtına yüklemeyi doğru bulmuyoruz. Ama kıt kanaat biriktirdiğini, “Zaten ben bununla bir şey yapamam, ama bak burada yüksek bir getiri varmış, buraya yatırayım da belki bir otomobil, belki bir ev alabilirim” diyen masum vatandaşı da asla suçlayamayız. Onları asla mağdur edemeyiz. “E kardeşim sen bunu görmedin mi, nasıl yatırdın, nasıl inandın buna” dediğiniz zaman bu soru asla ahlaklı bir soru değil arkadaşlar.
Maliye Bakanı %564 kazancı görüyor duruyorsa, SPK Başkanı %1000’lik artışları görüp duruyorsa, BDDK onlara yatırım bankası ruhsatı veriyorsa, bakanlıklardaki bürokratik kadrolar sabahtan akşama kadar bunlara güvenip bu fonları alıp şişiriyorsa, sıradan vatandaş ne yapacak? Elbette ki alacak. Dolayısıyla yapılacak iş bellidir, yapması gerekenler de bellidir.
Öyle bir ekonomi yarattılar ki gerçekten ağır bir krizin içerisindeyiz. Biz söylüyoruz, biz yaşıyoruz, vatandaşlarımız iliklerine kadar bu krizi yaşıyor. Emekli maaşı, asgari ücret açlık sınırının altındadır. Beyaz yakalıların, öğretmenlerin, polislerin, doktorların, mühendislerin maaşları da yoksulluk sınırının altındadır. Türkiye gıda enflasyonunda 4., dünyadaki toplam enflasyonda 5.’dir. Dünyanın en yüksek faizini ödüyorlar, dünyanın neredeyse en yüksek enflasyonunu bu millete yaşatıyorlar. Ve bunu söyleyenler de “Verseydiniz bize verin bize yetkiyi, verin başkanlık sistemini, verin bana yetkiyi, görün etkiyi, enflasyonda kalmaz, pahalılıkta kalmaz, yoksullukta kalmaz” diyenler.
96 ay olmuş tek adam rejimine geçeli. 96 ay. Tek haneli enflasyon yapacaklardı değil mi? Bu 96 ayda sadece 3 ay tek haneli enflasyon yaşamışız. Peh sadece 3 ay. Ve değerli arkadaşlar bunlardan 56 ayda da enflasyon %30’un üstünde gerçekleşmiş. İşte sizin gerçekliğiniz bu. Sizin ekonomi politikalarınız duvara toslamaya mecburdur, duvara toslamıştır. Ama bütün bu bedeli yoksul halkın sırtına yüklüyorsunuz. Tosuncuklar, sizinkiler, saraydakiler zenginleştikçe zenginleşirken, 86 milyon fakirleşmektedir.
Bakın Adalet Bakanı Birleşmiş Milletler’e gidiyor, orada gazetecilere diyor ki; Türkiye hukuk devleti açısından ve öngörülebilirlik açısından en iyi durumda ülkelerden birisidir, gelin yatırım yapın diyor. Öyle bir Türkiye ki her sabah kimin tutuklanacağının belli olmadığı, 300-400-500 gözaltılarla uyandığımız, siyasetçilerin iftiralar üzerinden tutuklu tutulduğu, yüz yıllık partiye hukuki meşruiyeti de olmayan, siyasi meşruiyeti de olmayan bir butlan kararı ile seçilmemiş kişilerin zorla oturtulduğu ve Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmadığı bir Türkiye. Bunu herkes görüyor, herkes biliyor. Herkesin balon şişiyor dediği, bu balon bir yerde patlayacak zararı küçük yatırımcı görecek dediği bir yerde, bunların siyasi destek olmadan, siyasete sırtını dayamadan başarılı olabilmesi mümkün müdür? Tabii ki değil.
İşte bu nedenle Türkiye dış yatırım alamıyor. Rakamlara baktığınızda, Türkiye’nin dış yatırım alma çizgisine baktığınızda, nasıl yere çakılıyorsa, Türkiye’de hukuk devleti de o denli yere çakılmıştır.
Değerli arkadaşlar, bunca rezilliği, bunca pisliği, bunca akan irini düzeltemeyenler, başarısız olanlar, gizlemekte buluyorlar çareyi. Bu fon krizini çözemeyenler, çözmeyenler, seyredenler ekonomistleri, gazetecileri susturma telaşına girmişler. Sadece bu süreçte, takipçisi 12 milyonu bulan 194 hesap engellenmiş. 12 milyon vatandaşımızın bu hesaplara erişimi engellenince, bu pisliğin örtüleceğini düşünmüşler. İlk akıllarına gelen sansür yapmak. Susturalım bunları. Gözaltına alınanları, tutuklananları bir kenara bırakıyorum. Susturalım bunları, ne pahasına olursa olsun susturalım. Fon konuşmasınlar, yolsuzluk konuşmasınlar. İçlerinde önemli ekonomistler var, Profesör Bilge Yılmaz var, Profesör Veysel Ulusoy var, Uğur Gürses var, Emin Şirin var. Fon analisti Tevfik Filozof var. İçlerinde gazeteciler var, Dinçer Gökçe var, Naz Yavuz Aslan var, Orhan Aydın var sanatçı. Yavuz Değirmenci var Gelecek Partisi kurucusu. Daha onlarca yüzlerce. Susturun bunları. Onlar susunca, onlar paylaşım yapamayınca, bunca rezillik yok mu olmuş olacak? Bunca rezilliği örtbas etmiş mi olacaksınız? Ve bunca sorunun altında nasıl ezildiğinizi apaçık ortaya koyuyor, sadece bu sansür girişiminiz bile.
Ve değerli arkadaşlar, yine bir makyajlama çabası, yine gerçekleri örtme çabası, Birleşmiş Milletler’deki Cumhurbaşkanı’nın temasları sırasında da gündeme geldi. Cumhurbaşkanı Birleşmiş Milletler’e gitti, bir konuşma yaptı. Bildiğimiz konuşmalardan birisi. Yıllardır, on yıllardır Türkiye dünya beşten büyüktür diyor, kitabını yazdı hatta, ama sonuç elde edilemiyor.
Bakın biz oraya savaş uçağı almaya gittik. Savaş uçağı alacaktık. F-16’larımız modernize hala edilmedi. F-35 programına hala dahil edilmedik. F-35’ler için verdiğimiz 2 milyar dolara yakın paranın ne olduğu hala belli değil. Kaan motoru hala gelmedi. Ve CAATSA yaptırımları aynen yerinde duruyor. Bir milim ilerleme yok. Bir milim ilerleme olmamasına rağmen, oradan bir başarı, bir pembe tablo, dünya lideri imajı yaratmaya çalışıyorlar. Oysa savaş uçağı almaya gitmiş ama yolcu uçağı alarak gelmiş bir Cumhurbaşkanı var. Yine her defasında o diplomatik çaresizliğinizin, o beceriksizliğinizin, Amerika’ya, Amerikan politikalarına, İsrail politikalarına teslim olmuşluğunuzun üzerini örtmek için ve bir randevu alabilmek için yine Boeing alıyorsunuz. Şimdi yine 150 Boeing için imza attılar.
Değerli arkadaşlar, bakın bir Mekke Antlaşması imzaladılar. Bu Mekke Antlaşması nasıl bir anlaşma bilmiyoruz. Kimse bilmiyor. Bir sayfa var elimizde. İçerisinde bir işbirliği olacağı anlaşılıyor. Bakanı dinliyorsunuz, NATO benzeri bir pakt kurduğunu söylüyor. Ama meclise gelmemiş. Kamuoyu bilmiyor. Dünya bilmiyor. Anayasa ihlal edilmiş. Dönmüşler, Birleşmiş Milletler’den tescili yapılmadığı için zaten yürürlükte değil. Ne olduğu belli değil, içeriği belli değil, ama Sayın Bakan biz sözümüzün eriyiz diyor. Sayın Hakan Fidan, siz hangi sözü verdiniz Suudi Arabistan’a? Hangi sözü verdiniz?
Bakın bu tip paktlar, savunma paktları, NATO gibi, bunların iddia ettiği gibi Pakistan ve Suudi Arabistan’la yaptıkları paktlar, ancak barış ortamında yapılır. Barış ortamında savaş çıkmasın diye yapılır. E şimdi Suudi Arabistan Husilerle savaşıyor. O halde siz savaşan bir ülkeye ben seni korurum diyorsanız, ben senin için Husilerle savaşırım demiş oluyorsunuz. E siz Husilerle niye savaşıyorsunuz Sayın Bakan? Husilerle niye savaşıyorsunuz? Niye? Çünkü Amerika ve İsrail, İran’ı kuşatmak istiyor. Çünkü bu savaşta aradıklarını hala bulamadılar. Çünkü siz orada İsrail ve Amerika adına Suudi Arabistan’a, yani İsrail’in kalkanına destek oluyorsunuz. Yani sizin Ortadoğu politikanız tamamen Amerika ve İsrail güdümlüdür. İşte bu nedenle sizin Birleşmiş Milletler’de yaptığınız konuşmada, başka yerlerde de yaptığınız konuşmada iki yüzlüdür ve Filistin davasını aslında boşa düşüren bir konuşmadır. Ve Türkiye Cumhuriyeti’nin bir an evvel akılcı, ideolojik körlüklerden uzak, Türkiye’nin yüksek menfaatlerini savunan, bağımsız, ciddi bir rotaya girmesi şarttır.
Bakın İsrail’le Yunanistan arası savunma işbirliği yapılıyor, Aşil kalkanı diyorlar. Sizin o Mekke Antlaşmasına dahil edeceğinizi söylediğiniz Mısır Yunanistan-İsrail eksenine girmiş durumda ve İsrail’le Güney Kıbrıs Rum Yönetimi kablo döşüyorlar, yer altı haritalaması yapıyorlar, denizaltı haritalaması yapıyorlar ve buna ses çıkaramıyorsunuz. Küçük bir kınama, küçük bir uyarı. Buradan söylüyoruz, Rumlar birkaç hafta sonra NAVTEX ilan ediyoruz edecek diyecekler. Ne yapacaksınız? Şimdiden uyarmanız gerekir. Ama böylesine teslim olmuş, böylesine Amerika’nın ve İsrail’in yörüngesine girmiş bir dış politikanın, İsrail’i, Yunanistan’ı, İsrail, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi politikalarına da gerçekten bir duruş göstermesi, gerçekten diplomatik bir karşı çıkış göstermesi imkansızdır. Nitekim suspus oluyorsunuz. Nitekim sessizsiniz.
Değerli arkadaşlar, bir konuyu daha dikkatinize sunmak isterim. Kocaeli’de bir arsa, bir tarla, tarlanın AKP milletvekilinin yakınlarına, danışmanına ait olduğu bilgisi var ve bu tarlada kaçak inşaat ruhsatı verilmiş. Bunlar hepsi mahkemeyle sabit. Bu ayrı bir tartışma. Ama söz konusu olan böylesine bir siyasi mesele olunca avukat Mehmet Nazım Gençtürk ve haber yapan Cihat Polat’a diyorlar ki; sen iftira ettin, kişisel verileri ifşa ettin ve konut dokunulmazlığını ihlal ettin, özel hayatı ifşa ettin. Suçluyorlar. Hemen iddianame, iddianame iki günde çıkıyor. Söz konusu olan bir gazeteci olunca, söz konusu olan muhalif bir siyasetçi olunca, iki günde iddianame çıkıyor. Sen misin bunu yapan? Savcı baktığında, burada bu suçların olmadığını söylüyor. İlk iddianamede suç yok. Ne yaparlar? Savcı değiştiriyorlar. Sonra hakim değiştiriyorlar. Ve bunun üzerinden de bu avukat arkadaşımıza iki yıl bir ay ceza veriyorlar. İşte Türkiye’nin hukukta geldiği durum. Avukat kamunun hakkını savunuyor. Gazeteci bunu haber yapıyor. Haber yapılan konu mahkeme kararlarıyla sabit. Ama bir tarafı AKP’li siyasetçiler olunca sonuçta mahkeme bir şekilde değiştirilerek, savcı değiştirilerek, hakim değiştirilerek cezalandırılıyor. Yani biz yaparız. Biz yaparız kimse bir şey diyemez ve o kişilerin haklarını da elinden alırız diyorlar. Avukat kardeşimizin eğer iki yıl bir ay cezası onaylanırsa avukatlık mesleği yapma olanağı da kalmayacak. Bu kabul edilemez arkadaşlar. Böylesine siyasallaşmış, böylesine aparat haline gelmiş yargıyı asla kabul etmiyoruz. Benim anlatacaklarım, söyleyeceklerim bu kadar, sorusu olan varsa alabilirim.”
Emir; MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin açıklamalarının snımsatılmadı üzerine şunları ifade etti:
“Sayzn Bahçeli’nin neye rahatsız olduğunu doğrusu bilemem, değerlendirmek de bana düşmez. Ama Sayın Mansur Yavaş’ın Türkiye’nin en önemli siyasetçilerinden biri olduğu ve attığı adımların Türkiye’de gündem olmasının son derece normal olduğu hepimizin gördüğü bir gerçektir, malumumuzdur. Aslına bakarsanız Sayın Cumhurbaşkanı’nın Birleşmiş Milletler’de yaptığı konuşmada, oradaki İran karşıtı körfez ülkeleriyle yaptığı toplantıda, oradaki aslında gerçekte hiçbir şey alamayan, Boeing uçağı almaktan öte gidemeyen başarısızlığı da zaten üstü parlatılamayacak kadar bir yenilgidir, bir başarısızlıktır. Dolayısıyla Türkiye’de Mansur Yavaş’ın istifasının gündem olmuş olması olağandır, normaldir. Sayın Bahçeli’nin ve böyle düşünen siyasetçilerin, biz niye daha önemli işler yapamıyoruz, bizim içimizden niye daha önemli siyasetçiler çıkmıyor diye düşünmelerinde fayda var.”
Fon vurgunu konusunda Adalet Bakanı Akın Gürlek’in tutumunun sorulması üzerine Emir; şunları ifade etti:
“Sayın Bakan gerçekten bu fon vurgunu ile ilgili üstüne gitmek istemiş ise, yapabileceği bir şey vardı, daha doğrusu iki şey vardı, birisi hukuk içerisinde. O da gerçekten SPK’ya başvurur, ilgili kamu kuruluşuna başvurur, amirlerine başvurur ve soruşturma izni ister. Böyle bir izin istenmişse onun ortaya konması gerekir. Ama eğer böyle bir izin istenmemişse ve suçun işlendiği görüle görüle beklenmişse, buna göz yumulmuşsa, bu da başsavcılık görevinin layıkıyla yapılmadığı anlamına gelir. Ama ayrıca bir yöntem daha var. Sayın Akın Gürlek bu yöntemi İstanbul’da başsavcılık döneminde çok kullandı. Örgüte sokar, alırsınız bir sabah herkesi. Bu da yapılmadı. Çünkü buradaki yapılan işlerin örgütsüz bir organizasyon dahilinde yapılamayacağı açık. Dolayısıyla burada biraz daha kamuoyunun bilgilendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.”











