Yazarlar

Lozan Safsataları

Mustafa SOLAK yazdı...

Atatürk, Lozan Antlaşması için şöyle diyordu:

¨Lozan Antlaşması, Türk milleti aleyhine, asırlardan beri hazırlanmış ve Sevr Antlaşmasıyla tamamlandığı zannedilmiş, büyük bir suikastın yıkılışını ifade eden bir belgedir. Osmanlı devrine ait tarihe eşi geçmemiş bir siyasi zafer eseridir.”

Özetle Lozan, Türkiye’nin bağımsızlığını onaylayan tapu senedidir.

Kimileri “İngilizlerin Osmanlı’yı durdurmak için laik Türkiye Cumhuriyeti’ni kurdurduklarını”, kimileri “Lozan Antlaşması’nda çok toprak kaybedildiğinden” hareketle Lozan Antlaşması’nın zafer değil hezimet olduğunu, 2023’te sona ereceğini iddia ediyor.

Kimileri “deli saçması” diyerek buiddialara yanıt vermekten kaçınıyor. Oysaki yanıt verilmedikçe, “bakın yanıt veremiyorlar” diye düşünerek daha da pervasızlaşıyorlar. Dahası, nerdeyse herkes genel tarih bilgisine sahiptir, fazlasına değil. Kaç kişi Lozan’ın maddelerini, Lozan’a giden süreci biliyor?

Dolayısıyla milletimiz, gençlerimiz kolaylıkla yanlış bilgiyle doldurulabilir.

Şimdi bu iddialardan önemli olanları ele alalım.

1. Lozan’da, çok mu toprak kaybettik?

Çok toprak kaybedildiğini iddia edenler Birinci Dünya Savaşı öncesi ile Lozan’ı karşılaştırıyorlar. Oysa Lozan’a Mondros Ateşkes Antlaşması ve Sevr Antlaşması’yla gelindi. Milli mücadele başladığında bir çok yer elimizden çıkmıştı, Türkler Anadolu’nun içlerine hapsolmuştu. Dolayısıyla Lozan’ı, Sevr ile karşılaştırmak gerekir. Sevr ile 480 bin kilometrekare toprak bırakılmıştı, Lozan ile 736 bin kilometrekareye çıktı. Hatay’ın anavatana katılmasıyla, Türkiye’nin yüzölçümü 783 bin kilometrekare oldu.

Eğer Kurtuluş Savaşı’nda “Keşke Yunan galip gelseydi” diyen Fesli Kadir Mısıroğlu gibi düşünenlere kananlar, askerden kaçmasalar ve isyan etmeselerdi daha fazla toprak sahibi olabilirdik.

Savaş, insanları kolayca harcayabileceğiniz bir oyun değildir. Milletin geleceği sözkonusudur ve sınırlı insan, silahla kuvvetiyle macera peşinde koşulursa, eldekini de kaybetme tehlikesiyle karşılaşılır.

2. Lozan’da bağırsak sesimizin duyulacağı adaları mı verdik?

Baştan belirtelim ki adaları almak donanmayla ilgilidir. Masa başındaki sözler değil donanma etkilidir. Türk ordusu, 9 Eylül’de İzmir’e girdiğinde düşman donanması karşısındaydı ama bu donanmayı durduracak donanmamız yoktu. Eleştirilecekse donanmayı çürümeye terk eden II. Abdülhamid eleştirilmelidir ama “Lozan hezimettir” diyenlerin nerdeyse tamamı II. Abdülhamid’i eleştirmez. Bu, iyiniyetli olmadıklarını gösterir.

“Bağırsak sesimiz duyulacak adalar kaybedildi” diyenlere belirtelim ki adalar, daha önce elden çıkmıştı. Kıbrıs, 1882’de Osmanlı toprağı olmaktan çıkmıştı. 1913 yılında imzalanan Londra Antlaşması’yla Yunanlar, Gökçeada ve Bozcaada dışındaki adaları işgal etti. Lozan’da Gökçeada, Bozcaada, Tavşan Adası, Eşek Adası gibi adalar alınabilmişti. Ayrıca Anadolu sahillerine üç milden az uzaklıkta bulunan adalar ve adacıklar da Türkiye’ye verilmişti. 

3. Lozan, İngilizlerin isteği mi?

Yenişafak yazarı Yusuf Kaplan, İngilizlerin Osmanlı’yı durdurmak için laik Türkiye Cumhuriyeti’ni kurdurduklarını, Sevr gösterilerek, Lozan’ın imzalatıldığını, yani ölümü gösterip sıtmaya razı ettiklerini iddia etmişti. İngilizlerin “Müslümanları İslâm’dan uzaklaştırmak” için başvurdukları yollardan biri olduğunu şu cümleleriyle yansıtıyordu:

“Seküler Türk devletinin kurulmasında, İngilizler, doğrudan değil, dolaylı olarak rol oynadılar.

Yunanlar üzerimize salındı.

Sevr gösterilerek, Lozan imzalatıldı. (Ölümü göstererek sıtmaya razı ettiler bizi!) Hilâfet kaldırıldı.

Sonuçta, Jakoben, tepeden monteleme yöntemiyle işleyen, önce devleti, sonra toplumu sekülerleştirmeyi yani İslâm’dan arındırmayı, uzaklaştırmayı hedefleyen kapsamlı bir proje hayata geçirildi.”

İngilizlerin laik devlet kurdurmak yerine avucundaki halife aracılığıyla tüm İslam alemini yönlendirmeye çalıştığı tarihsel olarak ispatlı. Asıl İngilizci Vahdettin’di. Mondros Ateşkes Antlaşması imzalandığında “Bu şartları, çok ağır olmalarına rağmen, kabul edelim. Öyle tahmin ederim ki, İngilizlerin doğuda asırlarca devam eden dostluğu ve iyiliksever siyaseti değişmeyecektir. Biz onların hoşgörüsünü daha sonra elde ederiz” demişti. Vahdettin kendini “İngiliz hoşgörüsüne” bırakıyor. O hoşgörülü İngilizler ise padişaha Osmanlı meclisini dağıttırıyor, bazı milletvekili ve yöneticileri Malta’ya hapsediyor, milli güçlerin üzerine Halife ordusunun gönderilmesine neden oluyor.

Vahdettin öyle İngilizsever ki ülkeyi 15 yıl İngilizlerin yönetmesi savunuyordu. Vali yardımcılarının İngilizlerden olmasını istiyordu. 

4. Halifeliğin kaldırılması şartıyla mı Lozan onaylandı?

3. iddiayla bağlantılı olarak bazılarına göre İngiltere, halifeliğin kaldırılması şartını ileri sürdü ve şart kabul edilince Lozan’ın imzalanmasından 1 yıl sonra yani 16 Temmuz 1924’te Antlaşma’yı onayladı. Halbuki Lozan’da halifelik konusu açılınca İsmet İnönü “halife namına söz söylemeğe salahiyeti olmadığını bu sebeple dini mahiyette olan imtiyazlar için rey beyan edemiyeceğini” söyleyerek konuyu kapatmıştır. Peki İngiltere ve diğer devletler Lozan’ı onaylamayı niye geciktirdi?

İnönü’nün belirttiği gibi imzacı devletlerin politikacıları “Lozan’da Türkiye’ye karşı lüzumsuz fedakarlıklar” yapıldığını düşünüyorlardı. “Türk milli hayatında ne gibi tepkiler olacağının, reformların nasıl hazmedilebileceğinin bilinmesi için beklemek lazımdır, zihniyeti hakim olmuştur.” Türkiye’nin tekrar karışacağını, çökeceğini hesaplıyorlardı. Dolayısıyla geciktirerek 1924-1926 yıllarında onayladılar.

5. Ayasofya’nın müzeleştirilmesi Lozan’da mı kararlaştırıldı?

Ayasofya’nın müzeleştirilmesi Lozan Antlaşması’nda “gizli” maddelere bağlanıyor. Bu iddiayla “Atatürk ve Ayasofya” kitabımı yazarken karşılaştım. Yıllar önce gündeme getirilen iddia 2020 yılında Ayasofya’nın cami yapılmasıyla gündeme getirildi.

İlhan Akçay, Ayasofya’nın müze yapılmasını, Yahudi-mason oyununa ve Lozan’a dayandırıyor:
“Müslümanız diye Lozan’a giden Türk murahhas heyeti bu lafı orada imza töreninde gömüyordu. Artık laiktik… Ayasofya’nın müze yapılması telkini de Lozan’da onlar tarafından bizlere zorla kabul ettirildiği sözleri ısrarla söylenmektedir.”

Bu iddiasını 1968 yılında dile getiren Akçay’ın bugünkü takipçilerini görmek mümkün. Örneğin Bergama İlçe Milli Eğitim Müdürü Nuri Kiraz, 2020 yılında Ayasofya’nın cami statüsüne geçirilmesinin ardından kılınan ilk Cuma Namazına ilişkin tweetter üzerinden yaptığı paylaşımda “Bize dayatılan Lozan kilidinin bir maddesini daha çöpe attık. Darısı diğer maddelerin” demişti. Kiraz’a göre Ayasofya’nın müzeleştirilmesi Lozan’ın bir maddesiydi.

Gerçekte böyle bir maddenin olduğunu iddia edenler hiç bir kaynak sunamıyorlar. Lozan’da süren görüşme tutanaklarını incelemek isteyenler Seha L. Meray’ın “Lozan Barış Konferansı Tutanaklar-Belgeler” adlı eserine bakarsa, böyle bir gündem veya madde olmadığını görürler.

İstanbul’u işgalden kurtaran milli mücadele kahramanlarının ve Atatürk’ün, böylece Ayasofya’yı çan takılmasından kurtardığını da belirtelim.

6. Lozan 2023’te mi sona eriyor?

Lozan Antlaşması’nın her yıl dönümünde “çok gizli” yazan 21 maddelik ek protokolün olduğu teranesi ısıtılır. Bu ek protokolde şu maddelerin yer aldığı iddia edilir:

“Madde 2: Türkiye, Boğazlar üzerindeki hâkimiyetinden 24 Nisan 2023’ü 25 Nisan 2023’e bağlayan gece yarısı tamamen vazgeçecek ve bölge, anlaşmada imzası bulunan diğer devletlerin hâkimiyeti altına girecektir.

Madde 7: Türkiye 24 Nisan 2023 tarihi itibariyle bütün yeraltı servetlerini ve doğal kaynaklarını kullanma hakkından feragat edecek, bu hak anlaşmada imza sahibi olan diğer memleketlerin olacaktır. İşbu maddeye ormanlar, madenler ve bütün enerji kaynakları da istisnasız dahildir.

Madde 9: Türkiye, Fener Patrikhanesi’nin ekümenik olduğunu kabul edecektir. Patrikhane 24 Nisan 2023’ten itibaren milletlerarası hükmî şahsiyete sahip olacak, Ayasofya Patrikhane’ye devrolunacak.

Madde 17: Uygulama imkânı kalmayan Sevr Antlaşması’nın bazı maddeleri de yine 24 Nisan 2023’ten başlamak üzere hayata geçirilecek, öncelik Ermenistan, Lâzistan ve Kürdistan projelerine verilecektir.

Madde 21: İşbu anlaşma 24 Temmuz 1923 günü Lozan Palas Oteli’nin kömürlüğünde Türkiye Hariciye Vekili İsmet ile İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiseri Sir Horace George Montagu Rumbold tarafından gizli olarak imzalanmıştır.”

Bu iddiayı dile getirenlere soralım:

1) Lozan Antlaşması’nı imzalayan hiçbir devlet neden “evet gizli maddeler var” demez? 2023 yaklaştığı halde neden konuyu gündeme getirmiyorlar?

2) Emperyalistler, hedefleri önünde engel gördükleri Atatürk’ü Türk Milletinin gözünden düşürmek için neden 100 yıl sonra açıklamayı düşünsünler?

3) Neden 35, 50 yıl değil de 100 yıl? “Cumhuriyet’in 100. yılı” deyip sansasyonel etki yaratıp seni tavlamak için olmasın?

4) Emperyalistlerin böyle bir anlaşmayı imzalayacak kadar güçleri var da neden 100 yıl sonrasına bırakıyorlar?

5) İnönü’yle gizli antlaşma yapanlar, TBMM’ce onaylanmadıkça bu antlaşmanın “yok” hükmünde olduğunu bilmezler mi? “Meclis onayladı” diyorsan tutanaklar nerede? “Tutanaklar da gizli” ise ve sen görüysen bir kopyasını niye almadın?

6) Bunu iddia edenlerin iddialarını neden ispat etmiyorlar? Yoksa amaç bir akıllıya 40 kişinin deli deyip kendisinin de deli olduğuna inanması gibi etki yaratılmak yani ne kadar çok dillendirilirse o kadar çok inanılır diye düşünüyor olamazlar mı?

7) Asi olup emperyalizm ve padişaha isyan eden, haklarında idam fermanı verilenlerin bağımsızlık için değil de boğazları, yer altı kaynaklarını peşkeş çekmek mücadele ettikleri mantığa uygun mu?

8) Otomobille, otobüsle, uçakla giderken madenlerimizin çıkarıldığına tanık olmuyor musunuz? Akdeniz’de sondaj çalışmaları yapmıyor muyuz? Geçen aylarda Karadeniz’de doğalgaz bulmadık mı?

Bu sorulara yanıt verene rastlamadım. Gerçek şu ki Lozan Antlaşması, bu ülkenin tapusudur ve Türk Milleti sahip çıktığı sürece öyle kalacak.

Lozan üzerinden Atatürk’ü, milli mücadele kahramanlarını tartışmak, milli birliği zedeler ve emperyalizme karşı mücadeleyi zorlaştırır.

Mustafa Solak

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu